Mısırlı devrimciler Suriye devrimini destekliyor

Mısır Devrimi’nin aktivistleri, politikacıları, medyadan kişiler ve Doktorlar Sendikası Suriye Devrimi ile dayanışma kampanyası başlattılar.
Doktorlar Sendikası geçen hafta yaptığı kongresinde Beşer Esad rejimine karşı mücadelesinde Suriye halkını desteklemek için sendikanın şubelerine yardımların verilebileceğini açıkladı.
Mısır devrimcilerinin kampanyasının sözcüsü Bassam al-Dowaihy öncelikle Esad rejiminin sorumlularının uluslararası mahkemelerde yargılanması gerektiğini söyledi ve hastanelerdeki yaralıların derhal kurtarılması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Suriye ile dayanışma kampanyası Mısır Büyükelçisinin Suriye’den çekilmesi gerektiğini de savunuyor.
Suriye halkı ile dayanışma kampanyası Mısır basını içinde Esad rejimini destekleyenlerin olduğunu ve bunların yanlı yayın yaptığını söylüyor.
Mısır Suriye Halkı ile Dayanışma Kampanyası Esad’ın sonunun da diğer diktatörler gibi olacağını vurguladıktan sonra Suriye’den gelecek yaralılar için bir sahra hastanesi kurulması için girişimlerde bulunacaklarını ilan etti.

Güncel | |

Suriye’de rejimin Kürtlere uyguladığı baskıdan nasibini alan, kimliksiz yaşayan, dili yasaklanan ve toprakları elinden alınan Mehmet Salih, iltica etmek zorunda olduğu İzmir’de 55 yıl sonra kimlik sahibi oldu. Salih, Suriye’de Kürtlerin olmadığı bir muhalefetin başarı kazanamayacağını, PYD‘nin de Suriye Devrimi’nin bir parçası olduğunu söyledi.

DİHA, Kamışlı (Qamişlo) kentinde doğan, doğduğu topraklarda 55 yıl boyunca kimliksiz yaşamak zorunda bırakılan, anadili yasaklanan ve topraklarına el konulan Suriyeli Kürt muhalif Mehmet Salih ile konuştu.


Salih, Kürtleri yok sayan ve doğdukları topraklarda onları mülteci yerine koyan Baas rejimine karşı 35 yıl boyunca mücadele etti, bundan dolayı işkence gördü, acılar çekti. Kendisi gibi Suriye’de yaşayan yüzbinlerce Kürdün kimliklerinin verilmesi için 1981 yılında Hafız Esad’ın Şam’daki sarayının önünde eylem yaptı.
Esad rejiminin cevabı ise Salih ve beraberindekileri bir otobüse koyarak Şam’ın çöplüğüne atmak oldu. Mücadelesine devam eden Salih, gördüğü baskılara dayanamayarak 10 yıl önce Türkiye’ye gelerek İzmir’e yerleşti. Aradan yılların geçmesiyle Suriye’de muhalefet güçlendi, Baas rejimi geri adım atarak Kürtlerin bir kısmına 2011 yılında kimliklerini verdi. Kimlikleri verilenler arasında Mehmet Salih de vardı ve 55 yaşında kimlik sahibi oldu. Doğduğu topraklardan uzakta sürgünde olan Salih, kimlik sahibi olduğu ve artık kendi halkının kendisini yöneteceği topraklara dönmenin hazırlığını yapıyor.


“Baas rejimi iktidara geldiğinden beri Suriye halkları baskı ve zulüm altında”
Mehmet Salih, Suriye’nin Qamişlo kentinde yaşamının büyük bir bölümünü vatandaşlık kimliği olmadan devam ettirdiğini belirterek, Baas’ın Suriye’de iktidara gelişiyle birlikte Suriye’de yaşayan halkların ve özellikle Kürtlerin büyük baskı ve zulümlere maruz kaldığını kaydetti. Suriye devletinin Kürtlerin siyasal ve kültürel haklarını engellediğini, dillerini, yasakladığını burada yaşayan yüzbinlerce Kürde kimlik vermeyerek onların kendi topraklarında kimliksiz ve mülteci yaşamasını sağladığını hatırlatan Salih, binlerce Kürdün topraklarının ellerinden alınarak Arap aşiretlerine verildiğini söyledi. Salih, Suriye’nin demokratikleşmesi, Kürtlerin gasp edilen hakları ve kimliklerinin verilmesi için 1970′ten beri mücadele ettiğini, bundan dolayı Suriye devletinden zulüm ve işkence gördüğünü ifade etti. 55 yaşına geldiğinde kendisine Suriye vatandaşlığı kimliği verildiğini ifade eden Salih, “Bir insan kendi toprağında yaşayacak, onun için çalışacak, 55 yaşına geldiğinde doğduğu ve üzerinde yaşadığı ülkenin vatandaşlık kimliğini yeni alacak. Bundan daha büyük zor ve zulüm var mı” ifadesini kullandı.


Suriye’de iktidar olan Baas’ın Kürtler dışında demokrasi isteyen Arap muhalefetini baskı ve katliamlarla paramparça ettiğini belirten Salih, bu rejimin iktidarda olduğu 40 sene boyunca Kürtler dışında Suriye’de yaşayan haklar arasında kendi yandaş ve işbirlikçilerini oluşturarak kendisine karşı çıkacak muhalefeti engellediğini söyledi. Salih, bundan dolayı Baas rejimine muhalefet eden Kürtlerin tek başına kaldığını belirtti. Kürtlerin 12 Mart 2004 tarihinde Baas rejimine karşı Qamişlo’da başlattığı ve 30 kişinin yaşamını yitirdiği başkaldırının, o dönem Kürtlerin yaşadığı birçok ile yayıldığını hatırlatan Salih, “Kürtlerin bu başkaldırısı Suriye’deki devrimin başlangıcı oldu. Ama Arap muhalefeti Kürtlerin başlattığı bu devrime katılacak güce ve imkanlara sahip değildi. Arap muhalefeti Baas rejimine karşı ancak 2011 yılında Dara kentinde başkaldırı başlattı” dedi.


“Esad ile ittifak yok, rejimin iktidar boşluğu var”


Kürtlerin kurumlarıyla ve güçleriyle Suriye içerisindeki en örgütlü muhalefet olduğunu öne süren Salih, içerisinde PYD’nin bulunduğu Batı Kürdistan Halk Meclisi (MGRK) ile Suriye Kürt Ulusal Meclisi’nin (ENKS) Hewler’de bir araya gelerek kurduğu Yüksek Kürt Konseyi’nin, Suriye’deki Kürtlere getirdiği birliğin yanında, Kürtler dışındaki diğer muhalefete de güç verdiğini vurguladı.
Suriye’deki Kürt hareketinin, Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Kobani, Efrin, Cindirês, Amûdê ve Tirbespi şehirlerine el koymasının Kürtlerin Beşar Esad ile yaptığı ittifakla değil, Esad’ın Suriye’ye kontrol edememesinin yarattığı boşluktan kaynaklandığına işaret eden Salih, Suriye rejiminin Kürtlere müdahale etmekten çekindiğini aktardı.


“PYD devrimin bir parçası”
PYD’nin PKK’ye bağlı değil, kendi iradesiyle hareket eden Suriye’deki devrimin bir parçası olan Kürt partisi olduğunu ifade eden Salih, Kürtlerin Suriye’deki halkların eşit ve özgür birlikteliğinden yana olduğunu vurguladı.
Esad rejiminin yakında yıkılacağı tespitinde bulunan Mehmet Salih, Suriye’de yaşayan halklar olan Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin, Asuriler, Çerkezlerin renkleri ve güzellikleriyle Suriye’de demokratik özgür bir birliktelik kuracağına inandığını belirtti.

marksist.org

Güncel |

Suriye: Halkların özgürlük isteği, daima zulmü yener…


Doğan Tarkan 

Özellikle Türkiye’de kimilerinin Suriye’ye dış askeri müdahale yapılacağı şeklindeki iddialarının temelsiz olduğunu anlattık. Suriye’nin Libya olmadığını, iç ve dış dinamiklerinin çok farklı olduğunu gösterdik. Bunları bir kere daha kısaca özetleyelim.
Suriye’ye askeri bir müdahalenin kısa zamanda bölgesel bir çatışmaya, savaşa dönüşmesi olasılığı var.
İran başta olmak üzere Irak’ta yönetimde olan Şiiler, Lübnan Şiileri ve hatta Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın Şii nüfusları bu savaşa katılabilir. Kaldı ki Rusya ve uzak mesafeden Çin bir askeri müdahaleyi Birleşmiş Milletlerde veto ederken fiili olarak da bir askeri müdahaleye geçit vermeyecek bir politik tutuma sahipler.
Rusya’nın Lazkiye kıyılarında küçük de olsa bir askeri üssü var ve bu üs Rusya için hayati bir öneme sahip.
Öte yandan Suriye’yi uzun yıllardır Rusya silahlandırıyor. Tüfeğinden, hava savunma silahlarına kadar tüm Suriye ordusu Rus silah sanayisi için önemli bir alıcı: Ama Suriye’nin Rusya için önemi silah alıcısı olmaktan çok politik.
Suriye’nin içinde de dengeler çok kritik. Her şeyden önce muhalefet birleşik değil. İçinde farklı eğilimler taşıyor. Yerel Komiteler ayağı yere basan, dış askeri müdahaleye en baştan karşı çıkan ve kikte gösterilerini örgütleyen örgütlenme. Batılı emperyalistlerle arası pek iyi değil.
Yerel Komiteler içinde de en az iki temel eğilim var.
İslamcı bir kanadın yanı sıra laik ve solcu bir kanatta var. Bu iki kanat arasında bir düzeye kadar uyum var.
Suriye dışında yer alan Suriye Ulusal Komitesi (SUK) ise batılılara yakın. En baştan beri dış müdahaleyi davet ettiler ama bunda başarısız oldular. Dış müdahaleyi gerçekleştirememelerine rağmen SUK yönetimi Hür Suriye Ordusu (HSO) üzerinde etkisini giderek arttırdı ve iç savaşın başlamasına/yayılmasına öncülük etti.
İç savaş yayıldıkça doğal olarak kitlesel gösteriler giderek geri çekildi, önemini yitirmeye başladı.
İç Savaşla birlikte Irak’tan çok sayıda Cihat savaşçısı Suriye’ye girmeye başladı. Batılılar bu güçlerden rahatsız. Hür Suriye Ordusu’nu bu nedenle giderek daha fazla desteklemeye başladılar.
En Baştan beri söylediğimiz iç savaş olgusu bugün en yüksek noktasında. Ülkenin Kuzeyinde kırsal alanlar Hür Suriye Ordusu’nun kontrolünde, Şam ve Halep’te ise yoğun bir savaş var.
İç savaşın güçleri eşitsiz. Bir tarafta dişinden tırnağına ağır silahlarla donanmış Esad/Baas ordusu var diğer tarafta ise hafif silahlı HSO. Buna rağmen Esad/Baas güçleri büyük zorluk yaşıyorlar.
Esad/Baas taraftarları HSO’nun Suudi Arabistan ve Batılılar tarafından silahlandırıldığını söylüyorlar. Bu bir ölçüde doğru ama HSO elindeki silahların önemli bir kısmını Suriye Ordusu’ndan sağlamakta. HSO askerlerinin de önemli bir kısmı da Suriye ordusunda saf değiştirenlerden oluşuyor.
Esad/Baas ordusu ise iki kesimden oluşuyor. Savaşı sürdüren, şehirlere saldıran ve en iyi donanıma sahip olan kesim Esad’ın yakın akrabalarının yönettiği özel birlikler. Diğer kesim ise zorunlu askerlikle askere gitmiş Suriyelilerden oluşuyor ve firarlar burada yaşanıyor.
Bağdat ve ardından Halep savaşları ve Bağdat’ta Esad/Baas diktatörlüğünün önde gelen 4 üyesinin öldürüldüğü bombalama olayı iç savaşın gidişinde önemli bir dönüm noktası.
Esad/Baas güçleri sahip olduğu üstün silah gücüyle direnişi geriletebilir ama artık herkes biliyor ki Esad/Baas rejiminin sonu geldi. Er ya da geç devrilecekler ve kötü devrilecekler.
Rusya ve Çin’de bunu bir ölçüde fark etti. Şimdi Esad’ın içinde olmadığı ama Baascılarla muhalefetin ortak hükümeti (Yemen çözümü deniyor) fikrini dolaylı desteklemeye başladılar.

EN ÖNEMLİ GELİŞME BATI KÜRDİSTAN’DA…
Fakat asıl önemli gelişme Suriye’nin Kürt bölgesinde(Batı Kürdistan) yaşandı. Baştan beri birçoklarının Esad’tan yana tutum aldıklarını söyledikleri Kürtler önce özerklik ilan ettiler. Bu pek dikkate alınmadı ama ardından Batı Kürdistan kentlerinde devlet binalarını ele geçirmeye, binalara kendi bayraklarını asmaya başladılar. Bazı haberlere göre Batı Kürdistan şimdiden 4 bin kişilik bir silahlı güce de sahip oldu.

Kürdistan’da diğer Kürt gruplarının Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile ittifak kurması üzerine başlayan bu gelişmen in sonuçlarının kalıcı olduğu besbelli. Şimdi Kürdistan’ın dört parçasından ikisi özerkliğe sahip.
Batı Kürdistan’ın özerkliğini ilan etmesinin iki sonucu var. Artık Esad/Baas rejiminin yıkılması daha da yakınlaştı. Rejim bir cephede daha savaşmak zorunda.
Türkiye ise şimdi çok daha zor durumda. Güney Kürdistan’dan sonra batı Kürdistan’da da özerklik ilanı açık ki Türkiye’de barış ve Kürt kimliğinin tanınması sürecini ilerletecektir.

Esad/Baas savunucuları istikrarı dolayısıyla Suriye devletini savunuyorlar. Bir yandan diktatörlüğü, onun on yıllardır süren zulmünü, diğer yandan ise Kürt halkı üzerinde uyguladığı baskıyı savunuyorlardı.
Esad/Baas rejimine her türden ve soydan Türk kemalistinin verdiği destek kendisini “Esad rejiminin anti-emperyalistliği” kılıfı ile gizlemeye çalışıyordu ama bunlar bir işe yaramadı. Sonunda bir emperyalist güce karşı bir başka emperyalist gücün maşası olan Esad rejiminin yıkılacağı artık açık ve bu mücadele, istikrarsızlık, kargaşa ortamında Kürtler yıllardır bekledikleri adımlardan birisini daha attılar. Kamışlıda artık Kürt bayrağı dalgalanıyor.
Şimdi Türkiye Cumhuriyeti devletinin hızlı davranması gerekiyor. En kısa zamanda barışa giden yoldaki adımları atın ve artık bunların yetersizliğini anlayın ve Kürt kimliğini tanımak doğrultusunda adımlar atın. Kürt bölgesine özerklik, Kürt ulusal kimliğinin tanınması, Kürtlerin Türklerle birlikte bu ülkede kurucu statülerinin tanınması en acil bir biçimde gerçekleşmek zorunda. Artık Türkiye’nin Güney’inde iki Kürt özerk bölgesi var. Bu gerçek herkesin kafasına işlemeli.
Esad/Baas taraftarı Türkler ise oturup bir kere daha düşünmeli. Kürtlerin Esad’ı desteklediğini iddia eden Türkler bir kere daha düşünsün. Suriye’de ve Kürt bölgelerinde büyük bir değişim yaşanıyor. Şimdi son Diyarbakır gösterisi daha anlamlı. Baskı ve zorbalıklı, ırkçılığı teşvik ederek Kürt sorununu çözeceğini sananlar aldanıyor. Halkların özgürlük isteği daima, ama daima zulmü yener. Vakit daralıyor, ama hala vakit varken barışa giden yolu açması Türkiye Cumhuriyeti devleti ve AKP hükümeti için en akıllıca olandır…


Doğan Tarkan’ın diğer yazılarına ulaşmak için: Dogan-Tarkan.blogspot.com
Güncel | , |

Bahreyn’de hükümet karşıtı gösteriler sürüyor

Bahreyn’de dün yapılan hükümet karşıtı gösterilerin ardından muhalifler bugün bir kez daha sokakta. Lastikler yakarak yolları trafiğe kesen göstericilerin eylemi sürüyor.
Dün ülke çapında yapılan hükümet karşıtı gösterilerden üçü, Suudi destekli güvenlik güçlerinin müdahalesine uğramıştı. Saldırılarda muhaliflerden 45 kişi yaralanmıştı.
Arap Baharı’yla birlikte, 2011 yılının Şubat ayından bu yana Bahreyn sokakları, ülkenin yönetimini elinde bulunduran El Halife ailesinin istifasını isteyen eylemlere sahne oluyor.
Ortadoğu’daki ayaklanmalar başladığında diktatörleri destekleyen, diktatörlerin devrilmesi kaçınılmaz hâle geldiğinde ise değişimin yanında gözükmeye çalışan Batılı güçler, ABD Donanması’na ait 5. Filo’nun bulunduğu Bahreyn’de rejim karşıtlarına uygulanan şiddetle hiç ilgilenmiyor. Bu ülkedeki gösterileri, yakın geçmişte ABD ile tarihin en büyük silah anlaşmasını yapan Suudi Arabistan rejiminin ordusu şiddet kullanarak bastırıyor.


Bu yazıyı da okumak isteyebilirsiniz:
http://arap-bahari.blogspot.com/2012/07/bahreyn-devrimine-zafer-suriye.html
Güncel | |

Mossad’ın eski başkanı, Arap Baharı’na karşı

Korsan devlet İsrail’in istihbarat örgütü Mossad’ın eski başkanı, Ortadoğu’da diktatörleri, kralları ve hanedanlıkları yıkan Arap Baharı’nın artık bir bahar olmadığını, “bölgeyi radikalleştirerek, İslamcıları iktidara taşığını” söyledi.

Mossad’ın eski Başkanı Danny Yatom, AA muhabirine verdiği demeçlerde, çok fazla insan öldüğü için sürece artık “bahar” denilemeyeceğini savundu. Oysa Mısır’dan Suriye’ye kadar ayaklanmaların yaşandığı bütün ülkelerde şiddetin ve ölümlerin sorumlusu egemen olan diktatörlerdi. Birçok yerde barışçıl gösterilere saldırılar yoluyla yapılan katliamlar, muhaliflerin de silahlanmasına sebep oldu.

Bölgenin geçmişe oranla radikalleştiğini belirten Yatom, “Demokratik bir yapı da iktidara gelebilir. Radikaller de Müslüman Kardeşler de iktidara gelebilir. Aleviler, Dürziler, Sünniler arasında bir savaş da çıkabilir. Gerçekten bölge eskiye göre çok daha radikal bir hâl aldı” şeklinde konuştu.

Mısır’da kimi çevrelerin İsrail ile olan “barış” anlaşmasını gözden geçirebileceklerini söylediğini belirten Mossad eski başkanı, “Bir İsrailli olarak söylüyorum; bunlar, eski rejimlerin aksine İsrail’e karşılar. Mısır Parlamentosu’nda Müslüman Kardeşler ve Selefiler diğer gruplardan daha fazla koltuğa sahip, çoğunluktalar. Tabii değişim başladığında Mısır’da Müslüman Kardeşler diğer gruplardan daha hazırlıklıydı” dedi.

Yatom’un anlattığının aksine, Müslüman Kardeşler, Mısır’da Mübarek’e karşı ayaklanma başladığında ilk başta gösterilere katılmamıştı. Ancak örgütün tabanının protestolarda yer alması sonucu liderlik de tavrını değiştirmişti. Parlamento seçimlerinde çoğunluğu kazanan MK, daha sonra yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda neredeyse yarı yarıya oy kaybetmişti.


Devrimler İsrail’in huzurunu kaçırıyor

Mısır Devrimi’nin kazanımlarından biri, İsrail’in ablukasına direnmeye çalışan Gazze’nin Mısır’la arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın açılması olmuştu.

İsrail, Arap Baharı’ndan en başından itibaren rahatsızdı. İsrailli uzmanlar, örneğin Suriye’deki herhangi bir rejim değişikliğinin iki ülke arasındaki “anlaşma” durumuna zarar verebileceğini söylüyorlardı.

Esad’ın kuzeni Rami Makhlouf, 2011 Haziran’ında ayaklanmalar sürerken Suriye’de “istikrarın bozulması” durumunda İsrail’de de istikrarın bozulacağını, rejim devrildiği takdirde İsrail’le ilişkilerin ne yönde gelişeceğini kimsenin garanti edemeyeceğini söylüyordu.


Ulusalcılar da Mossad başkanı gibi düşünüyordu

Mossad eski başkanının sözleri, Türkiye’deki ulusalcıların Arap devrimlerine getirdikleri yorumlara çok benziyor. Ulusalcılar ve ulusalcılar sosyalistler de, bizzat emperyalistler tarafından cetvelle çizilen sınırların halk ayaklanmalarıyla sarsıldığı bir süreçte, Arap Baharı’nın “Ortadoğu’da islamcıları iktidara getirdiğini”, “emperyalizmin eliyle bölgenin yeniden şekillendirildiğini” öne sürüyorlardı.

Marksist.org‘dan alınmıştır


Güncel | , |

İsrail: Sistem değişmeli, zenginlere değil yoksullara adalet!

Ekonomik krize karşı kemer sıkma politikaları ile önlem alan İsrail hükümeti yeni bir bütçe kesintisini uygulamaya koymaya hazırlanıyor. Temmuz ayı ortasından bu yana sosyal adaletsizliği protesto eden İsrail halkı ise yeni yıkım planına karşı yeniden sokaklara döküldü.
Hükümetin büyük şirketlerin milyar dolarlık borçlarını silerek zenginlere hizmet eden tasarruf önlemlerine imza atması İsrail’de halkın büyük tepkisine sebep oldu. Netanyahu hükümetinin onayladığı tasarruf önlemlerine ve vergi artırımına karşı çıkan binlerce İsrailli, yeniden Tel Aviv sokaklarını doldurdu. “Sistem değişmeli, yoksullara adalet!” sloganları atan kitle sosyal adaletsizliği protesto etti.
Temmuz ayında Tel Aviv’de Dafni Leef adlı kadın öğrencinin kiralık evinden çıkarılmasına karşı öğrencilerin çadır kurmasıyla başlayan protesto, ay sonunda 11 kentte 150 bin kişinin katıldığı devasa gösterilere dönüşmüş, öğrenci dernekleri, işçi sendikaları, İsrail’in Arap vatandaşları ve aylardır hükümetle toplu sözleşmede anlaşamayan doktorların sosyal adalet talebi çevresinde birleştiği 150 bin kişilik bir gösteriye dönüşmüştü.
Hükümetin bütçe açığını kapatmak için hazırladığı bütçe kesintisi planına göre vergi artışının 3 milyar 250 milyon dolar arttırılması ve kamu harcamalarının 3 milyar dolar kesilmesi hedefleniyor.
Avrupa’yı etkisi altına alan ekonomik bunalımın, İsrail ekonomisini daha da yavaşlatması, geçtiğimiz yıl yüzde 4.8 olan büyüme oranının bu yıl yüzde 2.5′e düşmesine sebep olması bekleniyor.


marksist.org’dan alınmıştır

Güncel | , |

Esad rejimi çözülüyor: Başbakan Ürdün’e kaçtı

Esad yönetiminin Başbakanı Riad Farid Hijab, Suriye’den kaçtı. Resmi Ürdün kaynaklarının açıklamasına göre, eski başbakan ailesiyle birlikte Ürdün’de.
Makamını ve ülkeyi terk edişine dair açıklama yapan Hijab, terör rejimindeki görevini bıraktığını söyleyerek “Özgürlük ve onur devrimi saflarına katıldığımı ilan ediyorum, artık kutsal savaşın askeriyim” dedi ve Esad karşıtı hareketi desteklediğini duyurdu.

Ayaklanmaların başladığı günden bu yana özellikle ordudan pek çok kopuş gerçekleşmiş, birçok üst düzey asker Özgür Suriye Ordusu saflarına geçmişti.

Esad rejimi giderek çözülürken, şimdiye kadar rejim saflarını terk edip devrimci harekete desteğini açıklayan en yüksek makam sahibi Hijab oldu. Daha önce tarım bakanlığı yapmış olan ve Baas partisi üyesi Hijab, şimdiye kadar rejimin sadık bekçilerinden biriydi. Ancak son günlerde, özellikle Halep gibi önemli merkezlerde Özgür Suriye Ordusu’nun rejimi daha fazla tehdit eden bir güç hâline gelmesi, Cumhurbaşkanı Esad’ın yakın çevresindeki “sadık bekçilerin” rejim saflarını daha hızlı terk etmesine neden olabilir.

Marksist.org‘dan alınmıştır

Bu yazıyı da okumak isteyebilirsiniz:
Tarık Ali’ye Suriye’li devrimcilerden cevap:
http://arap-bahari.blogspot.com/2012/07/tark-aliye-suriyedeki-sosyalistlerden.html

Güncel | |

Suriye Devrimi tehlikeli bir yeni aşamaya giriyor

Judith Orr

BM özel elçisi Kofi Annan’ın geçen Cuma istifa etmesi, Batı’nın devrime müdahalesinin bir parçasının başarısızlığının işaretiydi.
Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği, Annan’ı şubat ayında atamışlardı. Görevi, sivil yaşamlarıyla ilgili insani endişeler görünümü altında Batı’yı devrimci sürecin merkezine yerleştirme stratejisinin bir parçasıydı.

Annan’ın planı, hem rejime hem de muhalefete ateşkes çağrısı yapmayı içeriyordu. Batı için en önemli olanı ise, BM güçlerine, Esad rejiminden herhangi bir geçişi denetleme şansı vermesiydi. Ancak Esad buna razı olmadı ve yaydığı şiddet geçtiğimiz aylarda tırmandı. Bu, askeri çatışmaların mücadeleyi giderek artan bir şekilde domine etmesi anlamına geliyordu.

Halep’te yaşanmakta olan savaş, Esad’ın isyanı bastırmak için varabileceği boyutu gösteriyor. Devrimin askerileşmesindeki artış, sıradan insanların kitle gösterilerinde yer alabilmelerinin temelini çürütüyor. Ancak devrime gücünü veren bu gösterilerdi. Askeri olarak karşı karşıya gelme mantığı, devrimi buradan alıp hem Esad’ın hem de NATO’nun tercih ettiği alana taşıyor.

Hür Suriye Ordusu  devrimin hayatta kalabilmesini sağlamak için savaşıyor; Yerel Koordinasyon Komiteleri ise bağımsızlığını ve halk ayaklanmasının yerellerdeki tabanında sahip olduğu kökleri koruyor.

FSA, Suriye ordusundan -kimisi çok yakın zamanlarda- kaçan asker ve subaylar ile onlara yerellerde katılan sivil, mücadeleci kişilerden oluşuyor.

Tamamen askeri çatışmalara doğru kayış, aynı zamanda, El Kaide gruplarının silahlı muhalefetin bir bölümü içinde etkisinin artmasına neden oluyor.

Şimdi Batılı güçler, Annan’ın başarısızlığını, müdahalelerini genişletmeyi konuşmak için kullanıyorlar. Libya’da yaptıkları gibi, devrimi çalmak ve ticaret yapabilecekleri bir rejim inşa etmek istiyorlar.

ABD, katılımını “hızlandırıyor”. Sürgünlerden oluşan bir gruba, Suriye Destek Grubu’na, yaptırımlardan kaçmaları ve muhalefet için para toplamaları için izin verdiler. Aynı zamanda, CIA’in muhalefetin bazı bölümlerine daha fazla destek vermesi doğrultusunda örgütlendiler. Türkiye-Suriye sınırındaki CIA ajanları, hangi isyancı gruplara istihbarat bilgisi ve iletişim desteği verileceğini inceleyecek.

Müdahalesini arttıran sadece ABD değil. İngiltere’nin Muhafazakâr Parti’sinin bakanı William Hague, “Gelecek haftalarda muhalefete pratik ancak öldürücü olmayan desteğimizi arttıracağız” dedi.

Ancak Batı’nın müdahalesini motive eden binlerce sivilin ölümü değil. Batılı liderlerin aslında korktuğu şey, Esad devrildiği takdirde onun yerini alacak olan siyasi güçleri şekillendirememe ihtimali.

Batı, muhalefetin, Esad rejiminin devlet altyapısına bağlı kalmasını istiyor. Bir ABD yetkilisi “Mevcut kurumları feshetmelerini istemiyoruz” dedi.

Muhalefetin bir bölümü bu stratejiyle anlaşıyor. Örneğin, Suriye’nin dışında kurulan ve sürgünlerin domine ettiği Suriye Ulusal Konseyi, en Batı yanlısı kesim olarak görülüyor. Rejimin “elinde kan olmayan” unsurlarıyla diyalog kuracaklarını açıkladılar.

Ancak büyük fedakârlıklar yapan çok sayıda kişi için, kavganın amacı, Batı’nın rejime dokunmadan Esad’ın yerine başka birini getirmesinden çok daha fazla.

Socialist Worker‘dan çeviren Ozan Tekin

Bu yazıları da okumak isteyebilirsiniz:

1- Halkların özgürlük isteği daima zulmü yener
http://arap-bahari.blogspot.com/2012/08/suriye-halklarn-ozgurluk-istegi-daima.html

2- Tarık Ali’ye Suriyeli sosyalistlerden yanıt: Gerçekte neler oluyor:
 http://arap-bahari.blogspot.com/2012/07/tark-aliye-suriyedeki-sosyalistlerden.html

Güncel | |

Fas’ta hükümet karşıtı gösteriler

Cumartesi günü Fas’ın birçok kentinde yolsuzluklara ve hayat pahalılığına karşı gösteriler yapıldı.
Gösteriyi çeşitli kitle örgütleri, sendikalar ve 20 Şubat Örgütlenmesi çağırdı.
Fas’ın en büyük kenti Kasablanka’da gösteriye 1000 kişi katıldı. Göstericiler yaşam pahalılığı ve yolsuzlukların yanı sıra hapishanelerdeki aktivistlerin serbest bırakılmasını da istiyorlardı.
Başkent Rabat’ta ise gösteriye 300 kişi katıldı. Göstericiler başbakan Abdelilah Benkirane’yi protesto ediyorlardı.
Göstericilerin taşıdığı ana pankartta “Aktivistleri serbest bırakın, halkın üzerindeki baskıya son”yazıyordu.
Hükümete karşı muhalefetin en önemli örgütü 20 Şubat üyeleri bir süredir hükümetin saldırısı ile karşı karşıyalar. Birçok 20 Şubat üyesi tutuklu.
Marakeş ve Tanja’da da küçük çaplı gösteriler oldu.
Fas’ta Haziran ayından bu yana benzin fiyatları yüzde 20 oranında artı. Benzin fiyatlarındaki artış tüm tüketim maddelerine de yansıdı.
Fas’ın nüfusunun yüzde 44’ünü oluşturan 15-29 yaş arsındakş genç nüfus içinde işsizlik yüzde 30.
Göstericiler iktidardaki PJD’nin seçim vaatlerini yerine getirmediğini de söylüyorlar.
Son gösteriler Mayıs ayındaki gösteriler göre oldukça küçük olmalarına rağmen ileride büyüme olasılığı var.
Güncel | |

Tunus: Arap Baharı’nın kıvımcılını yakan kentte işsizliğe isyan sürüyor

Arap Baharı’nın kıvılcımını yakan isyanın başladığı Tunus’un Sidi Bouzid kentinde halk, işsizliği protesto etmek için sokağa çıktı. Göstericiler, hükümetin uyguladığı ekonomi politikalarını protesto etti.
Hükümeti protesto edenlere polis, gaz bombası ve plastik mermi kullanarak saldırdı. Plasltik mermilerden dolayı çok sayıda gösterici yaralandı. İşsizliği protesto eden göstericiler, hükümeten çözüm talep ediyor. Ayrıca eylemlerde, kentte yaşanan son protestoda tutuklanan gençlerin serbest bırakılmaması kınandı.
Tunuslu vatandaşlar, kitlelerin eylemiyle devrilen Zeynel Abidin Bin Ali’nin ardından göreve gelen yeni hükümetin de sosyal ve ekonomik sorunları çözmede başırısız olduğunu düşünüyor.
2010 yılının sonunda Sidi Bouzid kentinde üniversite öğrencisi seyyar satıcı Tunuslu bir gencin bedenini ateşe vermesiyle başlayan halk ayaklanmaları, Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali’yi devirmişti.

Güncel | |