Katar’da Clinton’ın istediği muhalefet çıkmadı

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton‘ın Suriye Ulusal Konseyi‘nin muhalefeti temsil etmediğini ve yeni bir yapı oluşturulması gerektiğini açıklamasının ardından, Katar‘da yapılan toplantıdan bu yönde bir sonuç çıkmadı.
İngiliz gazetesi The Daily Telegraph‘ın haberine göre, toplantının başarısızlığı, Clinton’a ve onun açıklamalarını destekleyen İngiliz hükümetine ağır bir darbe oldu.
Suriye Ulusal Konseyi‘nin tabanda kredisini yitirmesinin ardından, Batılı devletler, muhalefetin siyasi liderliği için SUK dışındaki güçlerin de katılımının sağlandığı bir yapı çıkarmayı hedefliyorlardı.
Çarşamba akşamı ise Ulusal Koordinasyon Komitesi, Suriye Demokrasi Platformu ve Kürt gruplar öneriyi reddettiler. SUK sözcülerinden Jamal al-Wa’ard, “Daha büyük bir koalisyonun inisiyatif alması fikri çöktü” dedi.
Kenara itilmeye çalışıldığını düşünen Suriye Ulusal Konseyi de teklife karşı oy kullandı. SUK içinde teklifi destekleyen ve yeni kurulacak yapının lideri olması beklenen Riad Seif ise SUK Yürütme Konseyi’ndeki koltuğunu kaybetti.
The Daily Telegraph‘a göre, yeni kurulması planlanan yapıya gayriresmi olarak “Seif-Ford girişimi” deniliyordu. Bunun arkasında, planın ABD’nin Suriye büyükelçisi Robert Ford ile SUK’tan Raid Seif’in ortak fikri olduğu görüşü yatıyor.
SUK üyeleri, Batı’nın Suriye halkına dayattığı çözümü reddettiklerini düşünüyorlar.
Suriye içindeki silahlı muhalifleri koordine eden Askeri Konsey‘den Ahmed Zaidan, “Herkes bu girişimin dayatma olduğunu hissediyor. Elbiseyi diktiler ama şu an giymek isteyen yok” dedi.
Bir SUK üyesi, Reif’e “Neden bazı üyeler teklif edilen listede varken diğerleri yok?” diye sorduklarında “Bilmiyorum” cevabını aldıklarını, Batı’nın bu listeyi Reif’e dayattığını söyleyerek “Savunamadığınız bir planı nasıl onaylarsınız?” dedi.

Güncel | |

PYD lideri: Çatışmalar kazaydı, sorun çözülmek üzere

Suriye’de PYD ile muhalefet arasında gerçekleştiği iddia edilen çatışmaların bir kaza olduğunu söyleyen Salih Müslim, sorunun çözülmek üzere olduğunu ve kendilerine saldıran grupların Özgür Suriye Ordusu ile bir bağlantısının olmadığını açıkladı.
Fransız Le Figaro gazetesine mülakat veren PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, “İlk kez isyancılar ile Kürtler arasında Halep’te çatışmalar yaşandı. Kürtler Suriye rejiminin yanında mı mücadele ediyorlar?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Söz konusu olan bir kazaydı. Özgür Suriye Ordusu tek bir bloktan oluşmuyor. Halep’te Kürtlere saldıranlar, Türklere yakın olan ve Özgür Suriye Ordusu ile resmi ilişkisi olmayan Salih Bedrettin tarafından yönetilen bir Kürt gruba bağlılar. 12 kadar militanımızın ölümüne mal olan bu olay çözülmek üzere.”

“Esad’a karşı ayaklanmada yer alıyoruz”
Müslim, “PYD’nin Kürtleri neden Beşar Esad karşıtı ayaklanmaya katılmıyor?” şeklindeki soru karşısında ise şöyle dedi:
“Biz ayaklanmada yer alıyoruz. Kürtler Suriye rejimine karşıdır ama çatışmalarda yer almak istemiyoruz çünkü bu kör bir çatışmadır. Askeri çözüm yoktur. Kürtler başta BM arabulucusu Lakhdar Brahimi misyonu olmak üzere krize çözüm için siyasi çabaları destekliyor. Öte yandan, çok sayıda silahlı grubun farklı ajandaları var. Kürtler bu karanlık çatışmalara karışmak istemiyor. Hatırlatmam gerekir ki, Kürtler yoğun oldukları alanların yarısının kontrolünü ellerlinde bulunduruyor. Afrin, Kobani ve Derik’te tam denetimimiz var. Diğer yerlerde, Qamişlo, Ras-el Ayn ya da Dirbesiye’de, Esad’ı destekleyen Araplarla bir çatışmaya gitmek istemiyoruz. Biz açık bir şekilde muhalefetteyiz. Bu son aylarda, kuzeydeki Kürt bölgelerindeki topraklarımızı savunarak bunu gösterdik.”

Güncel | , |

Kuveyt: Otokrasiye karşı laik güçlerle Politik İslamcıların işbirliği

Kuveyt’te geçtiğimiz haftalarda başlayan gösteriler, devlet güçlerinin baskısına rağmen devam ediyor. Pazar günü hükümetin yasağına rağmen, muhalif liderlere yönelik tutuklama dalgasına karşı onbinlerce kişi sokağa çıktı. Associated Press yazarı Hussain Al-Qatari ise, “liberal” olarak tanımladığı seküler siyasi güçlerle İslamcıların muhalefette yaptığı işbirliğini ele aldı.
Al-Qatari’nin yazısı şöyleydi:
“Kuveyt’in dört bir yandan kuşatılmış yöneticileri için, geçtiğimiz hafta hükümet karşıtı protestolar, yükselen tansiyonun göstergesi olmaktan daha önemli bir şeye işaret ediyor. Kitlenin kendisi bizzat gösteriyor ki, bu körfez ülkesinin siyasi krizi derinleşmeye başladı: O kriz de, Kuveyt’in batı destekli hükümetine karşı liberaller ve islamcıların nadir görülen bir ittifakı.
Geçen yıl Kahire’nin Tahrir meydanında ya da 2009 seçimleri sonrası İran’daki ayaklanmalarda gördüğümüz üzere, bu, Ortadoğu’da siyaseten rakip grupların bir araya geldiği ilk örnek olmamakla birlikte, Kuveyt gibi küçük bir ülkede böyle bir çeşitliliğe sahip bir ittifak hükümete, gücünün üzerinde bir etkiyle vurabilir.
Yine de, yükselen gerginliğe rağmen, Kuveyt’i yöneten ailenin Bahreyn’deki Sünni hükümete karşı 20 aydır süren Şii ayaklanması gibi Arap Baharı tarzı bir ayaklanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu söylenemez.
Fakat yükselen ittifak, 1 Aralık’ta seçimlere hazırlanan ülkenin yönetimindeki ailenin ne kadar karmaşık sorunlarla karşılaşabileceğinin altını çiziyor.
Liberallerden ve İslamcı muhafazakârlardan aynı anda gelen baskı, Kuveyt’in içinde bulunduğu politik bataklığa daha fazla gömülmesini sağlayabilir. O bataklık şimdiye kadar ekonomiyi oldukça kötü etkilemiş ve Washington’un bölgedeki askeri varlığının en kritik ayaklarından biri olan ülkenin durumu hakkında soru işaretlerine yol açmıştı.
Aralık ayında Amerikan kuvvetlerinin Irak’tan çekilmesiyle, Kuveyt’in Pentagon için önemi oldukça artmıştı. ABD ve Arap müttefikleri İran’ın askeri gücünü dengelemeye çalışırken, burası şu anda körfezdeki Amerikan kara birlikleri için bir merkez durumunda.
Kuveyt Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Şefik Ghabra’nın görüşü, “bunun kesinlikle bir devrim değil, değişim ve ciddi reform talebi” olduğu yönünde:
“Kuveyt’in birçok siyasi kesimi arasında, farklılıklarına rağmen çıkarlarının kesişmesi durumu söz konusu. Politik arenada güç dengesi istiyorlar.”
İslamcılar ve müttefikleri iktidarı istiyor. Körfez Arap ülkeleri arasında politik gücü en yüksek olan yasama organında yerlerini elde etmek için bastırıyorlar.
Aynı zamanda liberaller de yöneticilerin sınırları aştığı iddiasıyla harekete geçiyorlar. Hükümetin, muhalefet kontrolündeki parlamentoyu dağıtmaya kadar varan siyasi hamlelerine, birçoğu şiddetle karşı çıktı.
Bu birleşik saldırı, Amerikan ordusunun Saddam’ın birliklerini sürerek yönetimi tekrar tesis ettiği 1991′den bu yana yönetimin gördüğü en geniş kapsamlı zorluk olarak önünde duruyor.
“Bugün biz çok daha büyük bir şeyle savaşmak için bir araya geliyoruz. Kuveyt’teki otokrasi gerçek demokratik hayatı engelliyor. Önce otokrasiyle savaşmamız gerek”, Aljarida gazetesinde liberal bir köşe yazarı ve insan hakları savunucusu olan Lama el Osman böyle söylüyor. “Bir liberal olarak, benim islamcı muhalefetle savaşım devam ediyor” diye ekliyor:
“Baskıyı reddediyorum, muhalefet tarafından uygulandığında da reddediyorum, hükümet tarafından uygulandığında da.”
Geçen pazar binlerce insanın katıldığı gösteride, çarşaflı kadınlar kot pantolonlu ve başı açık kadınlarla bir arada yürüdüler. Körfez’in geleneksel beyaz kıyafetleri içindeki erkekler, tişörtlü üniversite öğrencileriyle birlikte slogan attı.
Gösteriyi parlamento binası önünde bir yerle sınırlama emrine karşı gelen protestoculara karşı, polis ses bombası ve gaz bombası kullandı. Birçok insan yaralandı ve gazdan etkilendi.
Sonrasında, hükümet, 20 kişiden fazla kişinin bir yerde toplanmasını yasakladı ve hükümet yanlısı gruplar, ülkeyi 2006′dan beri yöneten 83 yaşındaki Emir Şeyh Sabah el Ahmet el Sabah’a destek bildirdiler.
Monarşi ülkede yaygın destek görüyor. İslamcıların kadınlara çarşaf zorunluluğu ya da haremlik selamlık üniversiteler gibi katı sosyal düzenlemeler getirmesi durumunda, islamcıları destekleyenler de dahil olmak üzere bir çok insan mevcut yönetim sistemini tercih edecektir. Ülkede, Emir, sosyal barışın en önemli dayanağı olan hükümet ödeneklerini ve cömertçe verilen yaşam boyu ödemeleri kontrol ediyor. Fakat Kuveyt yöneticileri, Körfez ülkeleri arasındaki en gergin politik manzara ile uğraşmak zorunda.
Parlamentonun geniş yetkileri var ve muhalefetin hukukçuları, Emir tarafından bizzat seçilmiş kabine üyelerine açıkça yolsuzluk suçlamaları getiriyorlar. Suudi Arabistan, Katar ya da Birleşik Arap emirlikleri gibi komşu Körfez ülkelerinin çabucak kontrol altına alınan sosyal huzursuzlukları ile karşılaştırıldığında, burada politik savaşlar daha çetin.
Mevcut ayaklanma, islamcıların ve onları destekleyen aşiretlerin 50 koltuklu parlamentonun kontrolünü kazandığı şubat seçimlerinden sonra başladı. İslamcılar hemen kabinede kilit görevler istediler ve peygambere hakaret için idam cezası ve yeni kilise yapımına sınırlama gibi yasaları tartışmaya başladılar.
Emir, bunun üzerine muhalefetin kontrolündeki bu parlamentoyu dağıttı ve seçim bölgeleriyle ilgili bir değişiklik getirerek, rejim karşıtı güçlerin elini zorlaştırmayı denediyse de pek başarılı olamadı. Kuveyt aylar boyunca parlamentosuz kaldı.
Gelecek seçimler için hükümet, seçmenlerin çoklu oy kullanabildiği bir sistemden, her seçmen için tek oy sistemine geçti. Muhalif gruplar, seçim öncesi koalisyonlar kurmalarına engel olacağı endişesiyle buna karşı çıktılar. Ayrıca seçim sisteminin sadece parlamento tarafından değiştirilebileceğini söylüyorlar.
İnsan hakları aktivisti el Osman, bu hamlenin, bazı liberalleri islamcıların başını çektiği protestolara katılmaya ittiğini söylüyor. “İnsanlarının çoğunun islamcılara oy verdiğini kabul etmeye yanaşmayan baskıcı bir hükümetle savaşmak benim için daha önemli” diyor.

25 yaşında, liberal eğilimli bir siyaset bilimi öğrencisi olan Fay el Kassar, geçen haftaki gösterilerin sınırlanmaya çalışılmasına öfkelenmiş. “Eğer bir şeylerin daha iyi olmasını istiyorsak, daha proaktif olmalıyız” diyor.
Müslüman Kardeşler’in Kuveyt kolunun bir üyesi olan Muhammet el Dellal ise islamcıların Kuveyt’e katı İslami kurallar getirmeyi düşünmediğini söylüyor. Ancak şimdi feshedilmiş olan parlamento, kadınlar için ölçülü kıyafetler talep eden bir yasa ve islami hukukun gelecekteki tüm yasama faaliyetinin tek kaynağı olmasını istemişti. Dellal, “Otokratik yönetime karşı mücadelemiz yıllar sürebilir fakat biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” diyor.
Bu arada, bazı liberaller ise islamcılarla birlik olmak için safları bozanların, daha sonra buna pişman olacağını düşünüyor.
Kuveyt’in liberallerinden, Demokratik Forum’un bir üyesi Bessam el Asusi’nin iddiası, bunun bir özgürlük mücadelesi olmadığı:
“Her devrimde üç şey bulunmalıdır: Eşitlik, özgürlük ve adalet talepleri. Muhalefet bugün üçüne de karşı.”
Eman el Bedah, Aljarida gazetesinin bir başka köşe yazarı ise şöyle konuşuyor:
“Özgürlükler üzerine baskı yapacaklarını düşünmüyorum. Biliyorum, bundan eminim.”

Türkçeye çeviren: Can Usta

Güncel | |

ÖSO ile YPG arasında anlaşma sağlandı

Türkiye tarafından desteklendiği iddia edilen El Kaide bağlantılı silahlı gruplar ve ÖSO’ya bağlı Kürt birlikleri ile PYD’nin silahlı gücü YPG arasında son iki haftadır süregelen çatışmalar sonrası, Özgür Suriye Ordusu temsilcileriyle YPG arasında görüşmeler başladı. Görüşmede alınan bir dizi karar doğrultusunda esirlerin serbest bırakılacağı bildirildi.
Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Askeri Meclisi, öldürüldüğü iddia edilen YPG Halep Komutanı Nujin Derik’in yaşadığını açıkladı.
ANF’nin haberine göre, bunun üzerine ÖSO ile PYD arasında gerçekleştirilen görüşmede, çatışmaların durdurulması için bir dizi karar alındı:
-Artık Suriye halkının kanı dökülmemeli ve tüm gruplar yönünü Suriye halklarının düşmanlarına çevirmeli, yani yönünü rejime ve çetelere çevirmeli.
-Her iki taraf da Qestel Cendo köyündeki Birsaya dağından uzak dursun. Bunun yerine Halep’e bağlı Enadanê ilçesinde Özgür Suriye Ordusu’na bağlı ve savaş ile bağlantısı olmayan bazı silahlı gruplar bir aylığına bu dağa yerleştirilsin.
- (Esir) Alınan kişiler derhal serbest bırakılacak. Bu çerçevede bugün hem esir alınan kişiler hem de el konulan malzemeler teslim edilecek.
- Suriye’de muhalefetin kullandığı İstiklal bayrakları ile PYD’nin bayrakları iki grup arasındaki yere, diğer bir ifadeyle gruplar arasındaki sınır noktasına dikilecek.
-Eğer her iki taraf bu anlaşmayı ihlal ederse, üçüncü bir taraf soruşturma yapacak ve hesap soracak.

Güncel | |

Simon Assaf: Suriye Ulusal İnisiyatifi’nin Batı’yla bağları huzursuzluk yaratıyor

Gazeteci ve yazar Simon Assaf, Clinton’ın Suriye Ulusal Konseyi üzerine yaptığı açıklamalardan sonra Katar’da yapılan toplantıyla oluşturulmaya çalışılan yeni muhalefet üzerine izlenimlerini yazdı:

Gözden düşen Suriye Ulusal Konseyi’nin yerine yeni bir şemsiye örgütün kurulması, devrimde derin bir belirsizlik yarattı.
Yeni gövdeye, Suriye Ulusal İnisiyatifi’ne (SUİ) eski ve tecrübeli muhalif figürlerden Riad Seif liderlik ediyor.
Bu yapı, Özgür Suriye Ordusu’nun birçok askeri konseyi ve Yerel Koordinasyon Komiteleri’nin başını çektiği sivil konseyleri, var olan muhalif parti ve bireyleri, Kürtleri ve diğer azınlıkları birleştirecek.
SUİ, rejimin başlattığı vahşi bombardıman dalgasının ülke çapında yarattığı felaket ortamında kuruldu. Her gün 200 kişi ölüyor.
Ülkenin genişçe bir bölümü harabeye dönmüş durumda, milyonlar yerinden yurdundan göçtü, çoğu insan Suriye’nin sert kışında hayatta kalamamaktan korkuyor.
Riad Seif, bir geçiş hükümeti tasarısı olarak tanımladığı şeyi ortaya koydu. Yeni yapının, rejimin çökmesinden doğan boşluğu doldurmasını istiyor. Ayrıca, yeni yapının devrim adına konuşabilmesini, silah ve insani yardım tedariğine yönelik çabaların başını çekmesini istiyor.
Ancak Batı ve Arap müttefikleri SUİ’ne öyle bir hamleyle tutundular ki, bu yapı daha kurulmadan güvenilirliğini kaybedebilir.
Bu yeni yapının kurulması fikrini Hillary Clinton çıkardı. Bu hamle, SUK ve ülke içindeki muhalefet tarafından da öfkeli bir biçimde eleştirildi.
Clinton, Suriye muhalefetinin elden geçirilmesini talep etti. Zira, muhalefetin İslamcılar tarafından ele geçirilmiş olmasındna korkuyor.
Şu açık ki, Batı, SUİ’ni, prestijini kaybeden SUK’un daha etkin bir versiyonu hâline getirmek istiyor. Yerel Koordinasyon Komiteleri, bu adımı istemediğini açıkladı.
Tabandaki birçok kişi, yeni bir yapının kurulması fikrini hoş karşılamakla birlikte, yabancıların işe burnunu sokmasından dolayı ihtiyatlı yaklaşıyor. Bu durum, dış dünyanın devrime yardım etmesi fikrinin başarısızlığa uğradığının yaygın olarak kabulünden sonra ortaya çıktı.
SUİ’nin ne kadar etkin olacağı veyahut devrimci güçleri gerçekten temsil edip edemeyeceği belirsizliğini koruyor. Rejimin kuvvetlerine karşı silahlı mücadele veren isyancı tugayların büyük bir kısmı bağımsızlıklarını sürdürmek istiyor. Ve yalnızca devrimin içerisinde ortaya çıkan liderlere güveniyorlar.

Türkçeye çeviren Ozan Ekin Gökş

Güncel | |

Rusya, Esad’a destek vermiyormuş!

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, El Ahram gazetesinde bugün yayımlanan röportajında, Sovyet döneminden kalma anlaşma çerçevesinde Şam’a silah yolladıklarını ve uluslararası hukuku ihlâl etmediklerini öne sürdü.
Rusya, geçtiğimiz yıl Suriye hükümetine 1 milyar dolar değerinde silah satmış ve Birleşmiş Milletler’in Suriye’ye yönelik bir silah ambargosuna karşı çıkacağını açıklamıştı.
“Suriye’nin iç savaşında hiçbir tarafı tutmuyoruz” diyen Lavrov, Rusya-Suriye askeri anlaşmasının, Beşar Esad’ı desteklemeyi değil, dış güçlere karşı ülkenin savunma kapasitesini yükseltmeyi amaçladığını söyledi.

Destek bitiyor mu?
Lavrov, röportajda “Suriye’ye asıl silahları sağlayan Sovyetler Birliği’ydi ve şu anda temel olarak hava savunma sistemlerini içeren taahhütlerimizi yerine getirmenin son aşamasındayız” ifadelerini kullandı.
Rus bir yetkili, Temmuz ayında, Suriye’deki çatışmalar çözüme kavuşmadan ülkeye savaş uçakları satmayacaklarını belirtmişti.
BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinden Rusya ve Çin, Suriye’deki çatışmalar nedeniyle Beşar Esad’ı kınayan üç kararnameyi veto etmişti.

Güncel | , |

PYD lideri: Çatışmalar kazaydı, sorun çözülmek üzere

Suriye’de PYD ile muhalefet arasında gerçekleştiği iddia edilen çatışmaların bir kaza olduğunu söyleyen Salih Müslim, sorunun çözülmek üzere olduğunu ve kendilerine saldıran grupların Özgür Suriye Ordusu ile bir bağlantısının olmadığını açıkladı.
Fransız Le Figaro gazetesine mülakat veren PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, “İlk kez isyancılar ile Kürtler arasında Halep’te çatışmalar yaşandı. Kürtler Suriye rejiminin yanında mı mücadele ediyorlar?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Söz konusu olan bir kazaydı. Özgür Suriye Ordusu tek bir bloktan oluşmuyor. Halep’te Kürtlere saldıranlar, Türklere yakın olan ve Özgür Suriye Ordusu ile resmi ilişkisi olmayan Salih Bedrettin tarafından yönetilen bir Kürt gruba bağlılar. 12 kadar militanımızın ölümüne mal olan bu olay çözülmek üzere.”

“Esad’a karşı ayaklanmada yer alıyoruz”
Müslim, “PYD’nin Kürtleri neden Beşar Esad karşıtı ayaklanmaya katılmıyor?” şeklindeki soru karşısında ise şöyle dedi:
“Biz ayaklanmada yer alıyoruz. Kürtler Suriye rejimine karşıdır ama çatışmalarda yer almak istemiyoruz çünkü bu kör bir çatışmadır. Askeri çözüm yoktur. Kürtler başta BM arabulucusu Lakhdar Brahimi misyonu olmak üzere krize çözüm için siyasi çabaları destekliyor. Öte yandan, çok sayıda silahlı grubun farklı ajandaları var. Kürtler bu karanlık çatışmalara karışmak istemiyor. Hatırlatmam gerekir ki, Kürtler yoğun oldukları alanların yarısının kontrolünü ellerlinde bulunduruyor. Afrin, Kobani ve Derik’te tam denetimimiz var. Diğer yerlerde, Qamişlo, Ras-el Ayn ya da Dirbesiye’de, Esad’ı destekleyen Araplarla bir çatışmaya gitmek istemiyoruz. Biz açık bir şekilde muhalefetteyiz. Bu son aylarda, kuzeydeki Kürt bölgelerindeki topraklarımızı savunarak bunu gösterdik.”

Güncel | , |

Kuveyt: Otokrasiye karşı laik güçlerle Politik İslamcıların işbirliği

Kuveyt’te geçtiğimiz haftalarda başlayan gösteriler, devlet güçlerinin baskısına rağmen devam ediyor. Pazar günü hükümetin yasağına rağmen, muhalif liderlere yönelik tutuklama dalgasına karşı onbinlerce kişi sokağa çıktı. Associated Press yazarı Hussain Al-Qatari ise, “liberal” olarak tanımladığı seküler siyasi güçlerle İslamcıların muhalefette yaptığı işbirliğini ele aldı.
Al-Qatari’nin yazısı şöyleydi:
“Kuveyt’in dört bir yandan kuşatılmış yöneticileri için, geçtiğimiz hafta hükümet karşıtı protestolar, yükselen tansiyonun göstergesi olmaktan daha önemli bir şeye işaret ediyor. Kitlenin kendisi bizzat gösteriyor ki, bu körfez ülkesinin siyasi krizi derinleşmeye başladı: O kriz de, Kuveyt’in batı destekli hükümetine karşı liberaller ve islamcıların nadir görülen bir ittifakı.
Geçen yıl Kahire’nin Tahrir meydanında ya da 2009 seçimleri sonrası İran’daki ayaklanmalarda gördüğümüz üzere, bu, Ortadoğu’da siyaseten rakip grupların bir araya geldiği ilk örnek olmamakla birlikte, Kuveyt gibi küçük bir ülkede böyle bir çeşitliliğe sahip bir ittifak hükümete, gücünün üzerinde bir etkiyle vurabilir.
Yine de, yükselen gerginliğe rağmen, Kuveyt’i yöneten ailenin Bahreyn’deki Sünni hükümete karşı 20 aydır süren Şii ayaklanması gibi Arap Baharı tarzı bir ayaklanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu söylenemez.
Fakat yükselen ittifak, 1 Aralık’ta seçimlere hazırlanan ülkenin yönetimindeki ailenin ne kadar karmaşık sorunlarla karşılaşabileceğinin altını çiziyor.
Liberallerden ve İslamcı muhafazakârlardan aynı anda gelen baskı, Kuveyt’in içinde bulunduğu politik bataklığa daha fazla gömülmesini sağlayabilir. O bataklık şimdiye kadar ekonomiyi oldukça kötü etkilemiş ve Washington’un bölgedeki askeri varlığının en kritik ayaklarından biri olan ülkenin durumu hakkında soru işaretlerine yol açmıştı.
Aralık ayında Amerikan kuvvetlerinin Irak’tan çekilmesiyle, Kuveyt’in Pentagon için önemi oldukça artmıştı. ABD ve Arap müttefikleri İran’ın askeri gücünü dengelemeye çalışırken, burası şu anda körfezdeki Amerikan kara birlikleri için bir merkez durumunda.
Kuveyt Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Şefik Ghabra’nın görüşü, “bunun kesinlikle bir devrim değil, değişim ve ciddi reform talebi” olduğu yönünde:
“Kuveyt’in birçok siyasi kesimi arasında, farklılıklarına rağmen çıkarlarının kesişmesi durumu söz konusu. Politik arenada güç dengesi istiyorlar.”
İslamcılar ve müttefikleri iktidarı istiyor. Körfez Arap ülkeleri arasında politik gücü en yüksek olan yasama organında yerlerini elde etmek için bastırıyorlar.
Aynı zamanda liberaller de yöneticilerin sınırları aştığı iddiasıyla harekete geçiyorlar. Hükümetin, muhalefet kontrolündeki parlamentoyu dağıtmaya kadar varan siyasi hamlelerine, birçoğu şiddetle karşı çıktı.
Bu birleşik saldırı, Amerikan ordusunun Saddam’ın birliklerini sürerek yönetimi tekrar tesis ettiği 1991′den bu yana yönetimin gördüğü en geniş kapsamlı zorluk olarak önünde duruyor.
“Bugün biz çok daha büyük bir şeyle savaşmak için bir araya geliyoruz. Kuveyt’teki otokrasi gerçek demokratik hayatı engelliyor. Önce otokrasiyle savaşmamız gerek”, Aljarida gazetesinde liberal bir köşe yazarı ve insan hakları savunucusu olan Lama el Osman böyle söylüyor. “Bir liberal olarak, benim islamcı muhalefetle savaşım devam ediyor” diye ekliyor:
“Baskıyı reddediyorum, muhalefet tarafından uygulandığında da reddediyorum, hükümet tarafından uygulandığında da.”
Geçen pazar binlerce insanın katıldığı gösteride, çarşaflı kadınlar kot pantolonlu ve başı açık kadınlarla bir arada yürüdüler. Körfez’in geleneksel beyaz kıyafetleri içindeki erkekler, tişörtlü üniversite öğrencileriyle birlikte slogan attı.
Gösteriyi parlamento binası önünde bir yerle sınırlama emrine karşı gelen protestoculara karşı, polis ses bombası ve gaz bombası kullandı. Birçok insan yaralandı ve gazdan etkilendi.
Sonrasında, hükümet, 20 kişiden fazla kişinin bir yerde toplanmasını yasakladı ve hükümet yanlısı gruplar, ülkeyi 2006′dan beri yöneten 83 yaşındaki Emir Şeyh Sabah el Ahmet el Sabah’a destek bildirdiler.
Monarşi ülkede yaygın destek görüyor. İslamcıların kadınlara çarşaf zorunluluğu ya da haremlik selamlık üniversiteler gibi katı sosyal düzenlemeler getirmesi durumunda, islamcıları destekleyenler de dahil olmak üzere bir çok insan mevcut yönetim sistemini tercih edecektir. Ülkede, Emir, sosyal barışın en önemli dayanağı olan hükümet ödeneklerini ve cömertçe verilen yaşam boyu ödemeleri kontrol ediyor. Fakat Kuveyt yöneticileri, Körfez ülkeleri arasındaki en gergin politik manzara ile uğraşmak zorunda.
Parlamentonun geniş yetkileri var ve muhalefetin hukukçuları, Emir tarafından bizzat seçilmiş kabine üyelerine açıkça yolsuzluk suçlamaları getiriyorlar. Suudi Arabistan, Katar ya da Birleşik Arap emirlikleri gibi komşu Körfez ülkelerinin çabucak kontrol altına alınan sosyal huzursuzlukları ile karşılaştırıldığında, burada politik savaşlar daha çetin.
Mevcut ayaklanma, islamcıların ve onları destekleyen aşiretlerin 50 koltuklu parlamentonun kontrolünü kazandığı şubat seçimlerinden sonra başladı. İslamcılar hemen kabinede kilit görevler istediler ve peygambere hakaret için idam cezası ve yeni kilise yapımına sınırlama gibi yasaları tartışmaya başladılar.
Emir, bunun üzerine muhalefetin kontrolündeki bu parlamentoyu dağıttı ve seçim bölgeleriyle ilgili bir değişiklik getirerek, rejim karşıtı güçlerin elini zorlaştırmayı denediyse de pek başarılı olamadı. Kuveyt aylar boyunca parlamentosuz kaldı.
Gelecek seçimler için hükümet, seçmenlerin çoklu oy kullanabildiği bir sistemden, her seçmen için tek oy sistemine geçti. Muhalif gruplar, seçim öncesi koalisyonlar kurmalarına engel olacağı endişesiyle buna karşı çıktılar. Ayrıca seçim sisteminin sadece parlamento tarafından değiştirilebileceğini söylüyorlar.
İnsan hakları aktivisti el Osman, bu hamlenin, bazı liberalleri islamcıların başını çektiği protestolara katılmaya ittiğini söylüyor. “İnsanlarının çoğunun islamcılara oy verdiğini kabul etmeye yanaşmayan baskıcı bir hükümetle savaşmak benim için daha önemli” diyor.

25 yaşında, liberal eğilimli bir siyaset bilimi öğrencisi olan Fay el Kassar, geçen haftaki gösterilerin sınırlanmaya çalışılmasına öfkelenmiş. “Eğer bir şeylerin daha iyi olmasını istiyorsak, daha proaktif olmalıyız” diyor.
Müslüman Kardeşler’in Kuveyt kolunun bir üyesi olan Muhammet el Dellal ise islamcıların Kuveyt’e katı İslami kurallar getirmeyi düşünmediğini söylüyor. Ancak şimdi feshedilmiş olan parlamento, kadınlar için ölçülü kıyafetler talep eden bir yasa ve islami hukukun gelecekteki tüm yasama faaliyetinin tek kaynağı olmasını istemişti. Dellal, “Otokratik yönetime karşı mücadelemiz yıllar sürebilir fakat biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” diyor.
Bu arada, bazı liberaller ise islamcılarla birlik olmak için safları bozanların, daha sonra buna pişman olacağını düşünüyor.
Kuveyt’in liberallerinden, Demokratik Forum’un bir üyesi Bessam el Asusi’nin iddiası, bunun bir özgürlük mücadelesi olmadığı:
“Her devrimde üç şey bulunmalıdır: Eşitlik, özgürlük ve adalet talepleri. Muhalefet bugün üçüne de karşı.”
Eman el Bedah, Aljarida gazetesinin bir başka köşe yazarı ise şöyle konuşuyor:
“Özgürlükler üzerine baskı yapacaklarını düşünmüyorum. Biliyorum, bundan eminim.”

Türkçeye çeviren: Can Usta

Güncel | |

ÖSO ile YPG arasında anlaşma sağlandı

Türkiye tarafından desteklendiği iddia edilen El Kaide bağlantılı silahlı gruplar ve ÖSO’ya bağlı Kürt birlikleri ile PYD’nin silahlı gücü YPG arasında son iki haftadır süregelen çatışmalar sonrası, Özgür Suriye Ordusu temsilcileriyle YPG arasında görüşmeler başladı. Görüşmede alınan bir dizi karar doğrultusunda esirlerin serbest bırakılacağı bildirildi.
Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Askeri Meclisi, öldürüldüğü iddia edilen YPG Halep Komutanı Nujin Derik’in yaşadığını açıkladı.
ANF’nin haberine göre, bunun üzerine ÖSO ile PYD arasında gerçekleştirilen görüşmede, çatışmaların durdurulması için bir dizi karar alındı:
-Artık Suriye halkının kanı dökülmemeli ve tüm gruplar yönünü Suriye halklarının düşmanlarına çevirmeli, yani yönünü rejime ve çetelere çevirmeli.
-Her iki taraf da Qestel Cendo köyündeki Birsaya dağından uzak dursun. Bunun yerine Halep’e bağlı Enadanê ilçesinde Özgür Suriye Ordusu’na bağlı ve savaş ile bağlantısı olmayan bazı silahlı gruplar bir aylığına bu dağa yerleştirilsin.
- (Esir) Alınan kişiler derhal serbest bırakılacak. Bu çerçevede bugün hem esir alınan kişiler hem de el konulan malzemeler teslim edilecek.
- Suriye’de muhalefetin kullandığı İstiklal bayrakları ile PYD’nin bayrakları iki grup arasındaki yere, diğer bir ifadeyle gruplar arasındaki sınır noktasına dikilecek.
-Eğer her iki taraf bu anlaşmayı ihlal ederse, üçüncü bir taraf soruşturma yapacak ve hesap soracak.

Güncel | |

Simon Assaf: Suriye Ulusal İnisiyatifi’nin Batı’yla bağları huzursuzluk yaratıyor

Gazeteci ve yazar Simon Assaf, Clinton’ın Suriye Ulusal Konseyi üzerine yaptığı açıklamalardan sonra Katar’da yapılan toplantıyla oluşturulmaya çalışılan yeni muhalefet üzerine izlenimlerini yazdı:

Gözden düşen Suriye Ulusal Konseyi’nin yerine yeni bir şemsiye örgütün kurulması, devrimde derin bir belirsizlik yarattı.
Yeni gövdeye, Suriye Ulusal İnisiyatifi’ne (SUİ) eski ve tecrübeli muhalif figürlerden Riad Seif liderlik ediyor.
Bu yapı, Özgür Suriye Ordusu’nun birçok askeri konseyi ve Yerel Koordinasyon Komiteleri’nin başını çektiği sivil konseyleri, var olan muhalif parti ve bireyleri, Kürtleri ve diğer azınlıkları birleştirecek.
SUİ, rejimin başlattığı vahşi bombardıman dalgasının ülke çapında yarattığı felaket ortamında kuruldu. Her gün 200 kişi ölüyor.
Ülkenin genişçe bir bölümü harabeye dönmüş durumda, milyonlar yerinden yurdundan göçtü, çoğu insan Suriye’nin sert kışında hayatta kalamamaktan korkuyor.
Riad Seif, bir geçiş hükümeti tasarısı olarak tanımladığı şeyi ortaya koydu. Yeni yapının, rejimin çökmesinden doğan boşluğu doldurmasını istiyor. Ayrıca, yeni yapının devrim adına konuşabilmesini, silah ve insani yardım tedariğine yönelik çabaların başını çekmesini istiyor.
Ancak Batı ve Arap müttefikleri SUİ’ne öyle bir hamleyle tutundular ki, bu yapı daha kurulmadan güvenilirliğini kaybedebilir.
Bu yeni yapının kurulması fikrini Hillary Clinton çıkardı. Bu hamle, SUK ve ülke içindeki muhalefet tarafından da öfkeli bir biçimde eleştirildi.
Clinton, Suriye muhalefetinin elden geçirilmesini talep etti. Zira, muhalefetin İslamcılar tarafından ele geçirilmiş olmasındna korkuyor.
Şu açık ki, Batı, SUİ’ni, prestijini kaybeden SUK’un daha etkin bir versiyonu hâline getirmek istiyor. Yerel Koordinasyon Komiteleri, bu adımı istemediğini açıkladı.
Tabandaki birçok kişi, yeni bir yapının kurulması fikrini hoş karşılamakla birlikte, yabancıların işe burnunu sokmasından dolayı ihtiyatlı yaklaşıyor. Bu durum, dış dünyanın devrime yardım etmesi fikrinin başarısızlığa uğradığının yaygın olarak kabulünden sonra ortaya çıktı.
SUİ’nin ne kadar etkin olacağı veyahut devrimci güçleri gerçekten temsil edip edemeyeceği belirsizliğini koruyor. Rejimin kuvvetlerine karşı silahlı mücadele veren isyancı tugayların büyük bir kısmı bağımsızlıklarını sürdürmek istiyor. Ve yalnızca devrimin içerisinde ortaya çıkan liderlere güveniyorlar.

Türkçeye çeviren Ozan Ekin Gökş

Güncel | |