köpeklerle sikiş

köpeklerle sikiş Yanlış bilinenleri yüze çarpma huyum kurusun, insanların seksle ilgili kafalarında kurdukları beklenti seviyesi alınan yaralar ve yalnızlık arttıkça yükseliyor. Farkında olmadan yükselttiğiniz bu beklenti seviyesi yine siz farkında olmadan hayatınızı ve tecrübelerinizi birer cehenneme çeviriyor. Yapmayın, düşmeyin, içinde yanmayın diye oturdum ve kendime sordum: sex ‘ten ne bekliyoruz ve alıyoruz? ÖZELLİKLE HETEROLAR İÇİN genel olarak insanların seksle ilgili beklentilerine ve alamadıkları şeylere yoğunlaşıyorum bu yazıda. Çünkü söz konusu beklentiler olunca “bireylerin cinsiyet, ırk, sikiş leri” fark etmeksizin herkes birer Hayal Kırıklığı Ülkesi vatandaşıdır… porno kategorisine girecek kadar uzun düşünme faslı emeği soslu ve özellikle heterolar için yazdığım ilk yazımı arzınıza endam ederim. Hesap açmak bedava, “seks” yazıp arayın, çıkan ilk sayfaya tıklayın ve oradaki üyelerle yolunuzu yordamınızı bulun. köpeklerle sikiş Sizi tutan, ya da evlilik dışı seks yaptınız diye asan yok. Sayıyla takıntılıysanız (ki bazı insanlar için seksin ölçüsü yaptıkları seksin sayısıdır, olabilir) kendinize uygun partnerleri internetten güvenle seçin ve çenenizi kapatın. köpeklerle sikiş Sayı gibi nicel özelliklerini geçelim seksin o yüzden ne dersiniz? Başında da dediğimiz gibi, yaptığınız seksin kalitesini ise siz belirlersiniz. Diğer ülkelerde insanların sizden daha çok zevk aldıklarını ve daha klas yaşamlar sürdüklerini düşünüyorsanız abartılı yanılgılar içinde sarmaşıklar götünüzden başınızdan sizi dibe çekiyor demektir. Burada seks yaparken osuran kadın varsa Amerika nüfusunda buradaki o 1 kadın için 3 kadın var, unutmayın.

69 | |

köpeklerle sex

köpeklerle sex Yanlış bilinenleri yüze çarpma huyum kurusun, insanların seksle ilgili kafalarında kurdukları beklenti seviyesi alınan yaralar ve yalnızlık arttıkça yükseliyor. Farkında olmadan yükselttiğiniz bu beklenti seviyesi yine siz farkında olmadan hayatınızı ve tecrübelerinizi birer cehenneme çeviriyor. Yapmayın, düşmeyin, içinde yanmayın diye oturdum ve kendime sordum: sex ‘ten ne bekliyoruz ve alıyoruz? ÖZELLİKLE HETEROLAR İÇİN genel olarak insanların seksle ilgili beklentilerine ve alamadıkları şeylere yoğunlaşıyorum bu yazıda. Çünkü söz konusu beklentiler olunca “bireylerin cinsiyet, ırk, sikiş leri” fark etmeksizin herkes birer Hayal Kırıklığı Ülkesi vatandaşıdır… porno kategorisine girecek kadar uzun düşünme faslı emeği soslu ve özellikle heterolar için yazdığım ilk yazımı arzınıza endam ederim. Hesap açmak bedava, “seks” yazıp arayın, çıkan ilk sayfaya tıklayın ve oradaki üyelerle yolunuzu yordamınızı bulun. köpeklerle sex Sizi tutan, ya da evlilik dışı seks yaptınız diye asan yok. Sayıyla takıntılıysanız (ki bazı insanlar için seksin ölçüsü yaptıkları seksin sayısıdır, olabilir) kendinize uygun partnerleri internetten güvenle seçin ve çenenizi kapatın. köpeklerle sex Sayı gibi nicel özelliklerini geçelim seksin o yüzden ne dersiniz? Başında da dediğimiz gibi, yaptığınız seksin kalitesini ise siz belirlersiniz. Diğer ülkelerde insanların sizden daha çok zevk aldıklarını ve daha klas yaşamlar sürdüklerini düşünüyorsanız abartılı yanılgılar içinde sarmaşıklar götünüzden başınızdan sizi dibe çekiyor demektir. Burada seks yaparken osuran kadın varsa Amerika nüfusunda buradaki o 1 kadın için 3 kadın var, unutmayın.

69 | |

Saliha Sultan

Saliha Sultan (1811-1843) Osmanlı padişahı II.Mahmud‘un Aşubcan Kadınefendi‘den olma kızı ve Damat Gürcü Halil Rifat Paşa‘nın ilk eşidir.

Annesi 1793′de doğmuş, 1870′de vefat etmiş, bunun üzerine Sultan Mahmud Türbesi’ne defnedilmiştir. Beşiktaş sahilinde küçük bir saray, Küçük Çamlıca’da kuyu, Çamlıca’da ise kasr inşa ettirmiştir.

Saliha Sultan, 1811′de İstanbul’da doğup, 1843′de 31 yaşındayken vefat etmiştir. Halil Rıfat Paşa’yla Mayıs/1834′de izdivaç yapmış, birliktelikleri Saliha Sultan’ın vefatına kadar 8 sene, 8 ay, 12 gün sürmüştür. Saliha Sultan’ın bu evlilikten bir kızı; Ayşe Sıdıkka Hanım Sultan ve bir bebek olarak ölen oğlu Sultanzade Abdülhamid Bey dünyaya gelmiştir.

Tarih | |

Üstad Halil İnalcık’a dair birkaç fotoğraf – 2

Tarih | |

Bir itiraf

Tatarlar ve Perslerin sürekli işgalleri altında ezilmiş olan Ermeniler, kitleler halinde göç etmeye başladılar ve Osmanlı idarecilerinden korunma elde ettiler. Onlara nazikçe ve misafirperverane davranıldı.

Sürekli olarak savaş içerisinde olan hiçbir ülke, endüstriyel ve ticari bir arayışın peşine düşemez. Bu yüzden sultanlar hep fetihle meşgulken, birçok ticari alanlar ve üretim alanları Hıristiyanlar, başlıca da Ermeniler tarafından tekelleştirildi. Dinlerine karşı da hoşgörü gösterildi; Müslümanlar Allah’a ibadet eden bütün dinlere karşı müsamahakardır. Böylece Ermeniler gelişti ve dört yüzyıl boyunca Osmanlı idaresi altında kaldılar. Osmanlı Devleti’nin bankacıları, üreticileri ve müteahhitleri oldular. Tarihi kiliselerinde ve manastırlarında açık bir şekilde ibadet ettiler, ihtiyaç olduğunda da yeni ibadethaneler inşa ettiler

Alexander Watkins Terrell, 1827-1912.
(Yedikıta Dergisi, Temmuz 2012, Sf: 80.)

Tarih | |

Atlas Tarih’in 5.sayısı dopdolu

Derginin bu sayısı muhteşem. Dolu dolu. Bitsin istemiyorsunuz. Yedikıta‘dan sonra en sevdiğim tarih dergisi olduğunu söyleyebilirim Atlas Tarih için. Her ne kadar henüz 5.sayısı olsada. Tanıtım yazısını paylaşıyorum.

***

İlk sayısından başlayarak okurların büyük beğeniyle karşıladığı Atlas Tarih’in 5. sayısı çıktı. Dergi son günlerde çok tartışılan, Osmanlı sarayındaki günlük hayatı ‘Harem ve Hürrem’ başlığıyla kapağına taşıyor.

Bu sayının iki söyleşi konuğu var. Tarihçi Reha Çamuroğlu, Aleviliğin doğuşu ve Yavuz-Şah İsmail mücadelesini anlatıyor. Duayen gazeteci Altan Öymen ise anılarıyla Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün 50. yılını gündeme taşıyor. Öymen, göçün ilk yıllarına Almanya’da basın ataşesi olarak tanıklık etti.

Atlas Tarih okurlarının ilgisini, tarihin merak uyandıran olaylarını uzman kadrosunun titiz araştırmalarıyla diri tutarken güncel tartışmaları da sayfalarına taşıyor. Son haftaların geniş yankı uyandıran iki popüler konusu; internet sitesi ‘WikiLeaks’ ve televizyon dizisi ‘Muhteşem Yüzyıl’ çevresinde kopan tartışmalar özgün bir bakışla değerlendiriliyor. Osmanlı elçilerinin WikiLeaks’e yansıyanları aratmayan raporları ile Hürrem ve Kanuni ilişkisi bağlamında Harem-i Hümayun ilgiyle okunacak sayfaların başında geliyor.

Atlas Tarih saymakla bitmeyecek daha birçok başlıkla 5. sayısında da dopdolu. Okurlarının iki aylık periyoduna rağmen okuyup bitirememekten yakındıkları dergi bu sayısında, doğumunun 400. yılında Evliya Çelebi’yi İlber Ortaylı’nın usta kalemiyle okurlarına hatırlatıyor.

Cumhuriyet kurulurken yaşanan büyük nüfus değişiminin yarattığı trajediyi ‘Mariya Hala, Despina Teyze… Karamanlılar Gidiyor!’ başlığıyla sayfalarına taşıyan derginin ilgi uyandıracak bir başka konusu ise ‘Kelebek’ adlı roman ve filmle dünya ölçeğinde popülerleşen Fransız Guyanası zindanlarına kürek mahkûmu olarak gönderilen ilk Türk; Mehmet Cemil Efendi’nin öyküsü.

Atlas Tarih 5. sayısıyla birlikte okurlarına 2011 Ajandası armağan ediyor.

Tarih | |

Üstad Halil İnalcık’a dair birkaç fotoğraf – 1

Üstad Halil İnalcık‘a dair birkaç fotoğraf paylaşmak geldi içimden. O, ülkemizin ve dünyanın Osmanlı Tarihi konusundaki yaşayan en büyük değeri. Hiç şüphesiz..
Tarih | |

1900′lerde ayı oynatanlar

Fotoğraf 1900′lü yıllarda İstanbul’da çekilmiş. 1990′lara kadar İstanbulda hala ayı oynatanları görmek mümkündü.

Tarih | |

Düello ve intihar sonucu ölüm

(Aleksandr Sergeyeviç Puşkin. 26 Mayıs 1799 – 10 Şubat 1837.)
Rus şair Puşkin’in ve veliaht prens Rudolf’un ölümleri bugün bile konuşuluyor.

27 Ocak 1837 Rusya’nın en büyük şairi, dramaturgu, romancısı ve tarih yazımına bilimsel yöntemiyle değil ama üslubuyla yön veren Aleksandr Sergeyeviç Puşkin düelloda öldürüldü. Rakibi Dantes çarın muhafız alaylarında görevliydi. Fransız İhtilali’nden kaçan bir ailenin çocuğuydu ve Moskova asillerinden biri tarafından evlat edinilmişti. Bir müddetten beri Puşkin’in güzel karısı Natalya’nın etrafında dolanıyordu.

Natalya gerçekten çok güzeldi, Moskova’daki yüksek cemiyetin en şık giyimlilerindendi ve daha da beteri, kendi güzelliğine aşık olacak kadar eksik akıllıydı. Puşkin bu evlilikte mutlu sayılmazdı. Çarın etrafındaki baskıcı çevreye karşı kendini dinginleştirecek insan, herkesten evvel yanı başındaki hayat arkadaşı olmalıydı. Bu evlilikten doğan kız çocuğu ileride anasını aratmayan güzelliği ve babasından aldığı esmerliği ile Lev Tolstoy’u etkiledi. Ünlü romanın kahramanı Anna Karenina gerçekte Puşkin’in kızının tasviridir.

Taptığı şair ile aynı akıbete uğradı
Puşkin’den I. Nikola devrinin despot bürokratları rahatsız oluyordu. Aydın ve ilerici Ruslarsa onu fazlasıyla kışkırtıyorlardı. Fransız asıllı Rus Dantes’in münasebetsizlikleri, etrafın kışkırtmasıyla Puşkin’i çileden çıkarttı. Puşkin yaralandı ve birkaç gün sonra öldü. Malum, o devirde penisilin yoktu.

Evinin önünü, cenaze ayininin yapılacağı kiliseyi ve sokakları kalabalıklar doldurdu. Seçkin aristokratlar, Puşkin okuyan diplomatlar, askerler, öğrenciler ve basit halk… Kapıcının biri “hakiki Rus öldü” diye ağlıyordu. Genç bir subay kışkırtıcılıkla suçladığı despot yönetimi lanetleyen bir şiir okudu. Tutuklanan ve Kafkasya’ya sürgüne yollanan bu şair subay Mikhail Lermontov’du. Kafkasları anlatan bu büyük şair ve “Zamanımızın Kahramanı”nın yazarı, taptığı şair ile aynı akıbete uğradı, birkaç yıl sonra o da düelloda öldü.

Düello merakı Rusya’nın iki büyük adamını; biri 40’ını, diğeri öbürü 30’unu bulmadan bu dünyadan ayırmıştı. Herkes infial halindeydi. Bir müddet sonra Fransa’nın filolojik dahisi Prosper Merimee, Puşkin’i çevirince Fransızlar da ayaklanan Ruslara katıldı. Düellodan sonra Fransa’ya sığınan Dantes’in kızı, tercümeleri okuyunca Puşkin’in katili olan babasını lanetledi ve bir daha görüşmedi.

(Rudolf. 21 Ağustos 1858 – 30 Ocak 1889.)

Yoksa siyasi cinayet mi?

1889’un 30 Ocak günü herkesin romantik bir drama olarak nitelediği Viyana civarında imparatorun Mayerling av köşkünde bir intihar olayı daha gerçekleşti. Rudolf kendinden genç Barones Maria Vetzera ile ümitsiz bir aşk hayatı yaşıyordu. Bu aile Osmanlı’daki Baltazzilerin soyundan geliyordu. Aslında Rudolf bir türlü ölmeyi bilmeyen babası Avusturya imparatoru ve Macaristan kralı I. Franz Joseph’in talihsiz veliahtıydı. Yaşadığı sayısız aşklar Viyana’nın, Hotel Sachar gibi lüks mahfellerindeki ufak skandallarıyla tanınıyordu. Eşi Belçikalı Prenses Stefani’den boşanması düşünülemezdi bile…

İlk anda gizlenen intihar zamanla öğrenilince Mayerling de bir turistik ziyaretgaha dönüştü. Ama 20-30 yıldır başka belgeler ortaya çıkıyor. Avusturya-Macaristan tahtına geçmeye sabrı olmayan Rudolf galiba sadece Macar tahtına razı olarak kendisine bunu vaat eden bazı Macar milliyetçisi radikal gruplarla temasa geçmişti. Romantik görünümlü intiharın arkasında imparatorluk cihetinden gelen bir siyasi cinayetin de kokusu var. Bazen yakın tarih uzak tarihten daha da karanlık olabiliyor.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 30.01.2011)

Tarih | |

Genelkurmay bu yıl Karabekir Paşa’yı unuttu

Masaya yumruk vurdu, bağırdı, çağırdı ama İlker Başbuğ zamanında Genelkurmay Başkanlığı bir ilke imza atarak 62 yıllık ayıbı temizlemeye soyunmuştu.

1. Kâzım Karabekir Paşa‘yı anma günü düzenlemiş olan Başbuğ, konuşmasında Karabekir’le birlikte Fevzi Çakmak‘ı da kucaklayacaklarını söylemiş ve 10 Nisan 2010′da Mareşal’i anma günü de düzenlemişti.

Gelin görün ki, Işık Koşaner döneminde Genelkurmay Başkanlığı garip bir sükûnete bürünmüş durumda. Şikayet ediyor değilim. Elbette olması gereken bu. Ancak bu suskunluk, Karabekir’i anmaya mani değildi. Sonuçta bugün bu bayrak dalgalanıyorsa ve o makam ayaktaysa bunda Karabekir’in emeğini görmezden gelmek en basit ifadesiyle kadirbilmezliktir.

Ne var ki, bu kadirbilmezliği daha sağlığındayken yaşamıştı Paşa. İsminin ders kitaplarından nasıl itinayla temizlendiğine, Mustafa Kemal’le yan yana göründükleri pozlardan suretinin nasıl makaslandığına, daha da kötüsü, “Nutuk“un sonunda nasıl haksız yere suçlandığına tanık olmuştu.

Karabekir’in farkı, mücadeleci bir ruha sahip olmasıydı. Nasıl cephede başarılı bir asker olmuşsa, fikir mücadelesinde de, kitabının yakılmasına, yazı ve belgelerine 4 defa polisçe el konulmasına rağmen yılmamış, adeta bir “gerilla” gibi tek başına savaşmıştı. Ne mutlu ki, o savaştan bize, alternatif yakın tarih hazinesi diyebileceğimiz eserler kalmıştır.

Cephelerde sırtı yere getirilemeyen Karabekir, yazı sahasında da susturulamamış nadir kalemlerden biri olarak inkılap tarihimizin “yalan yanlış” yazılmasına, gerçeklerin tersine çevrilmesine, dürüst şahsiyetlerine dil uzatılmasına, gençliğin hipnotize edilmesine karşı çıkmayı bilmişti. Kısaca Karabekir’in kılavuzluğunda yakın tarihin bulanık sularında yüzme imkânına sahibiz.

Karabekir’in 1918′de Erzurum ile Kars’ın kurtarılmasını takip eden “sınır ötesi” Kafkas harekâtı Azerbaycan’a kadar uzanmış, nitekim Mondros Mütarekesi haberini Tebriz’deki karargâhında almıştır. Öte yandan çağrıldığı İstanbul’a bir umutsuzluk havasının çöktüğünü görmüştür. Mustafa Kemal Paşa dahil birçok komutan cephede yenildikleri için kurtuluşa dair umutlarını kaybetmişlerdi. Karabekir ise İngilizleri püskürtmüş, Rusya’nın bıraktığı boşluğu iyi değerlendirerek Ermeniler ve Gürcülerin üzerine yürümüş, İran Azerbaycanı’na hakim olmasına ramak kalmıştır.

Bu diri psikolojiyle İstanbul’a dönen Karabekir, İsmet (İnönü) ile konuştuğunda onun askerliği bırakıp çiftçi olma planları yaptığını öğreniyor, Mustafa Kemal’i ise Anadolu’ya geçmek yerine, Harbiye Nazırı olmak için kulis yaparken buluyordu.

Tam bir hayal kırıklığına uğrayan Paşa, derhal “siyasî ve askerî planlar” yapar; İstanbul’daki komutanlara Anadolu’ya geçip “tek dağ başı mezar oluncaya kadar mücadele” etme kararını anlatır; daha sonra Mustafa Kemal’e atfedilen ünlü parolayı kendisinin icat ettiğini yazar: “Ya istiklal ya ölüm!

(Zaferden sonra Kâzım Karabekir için çıkarılan taşbaskı poster.
Üzerinde şöyle yazılı: “Ermenistan fatihi ve yetimler babası,
muzaffer Şark ordularımızın kumandanı Kâzım Karabekir Paşa hazretleri.”

Karabekir Paşa’nın eserlerinde üzerinde durduğu bazı noktalar, tarih algımızı kökünden sarsacak niteliktedir. Mesela Mustafa Kemal’e Şişli’deki evinde teklif ettiğini söylediği “kurtuluş planı“na göre, 1) Erzurum’da geçici bir hükümet çekirdeği hazırlanacak (siyasî plan), 2) M. Kemal Paşa Konya’daki, kendisi de Erzurum’daki Ordu Müfettişliği’ne geçecek, 3) Bir tehlike vukuunda geçici bir hükümet kurulacak, M. Kemal “Anadolu Komutanı” namını alıp Batı cephesini, kendisi de Doğu cephesini üstlenecektir (askerî plan).

Karabekir istiklalin bu planla kazanılacağına inanmıştı. Oysa Mustafa Kemal’in o sıradaki fikri, askerî değil, siyasî bir kurtuluştan yanaydı. Milli Mücadele’yi diplomasi yoluyla kazanmaya önem vermesinin sebebi buydu. Nitekim Karabekir, M. Kemal’in bizzat ordunun başına geçmeyişini bir zaaf olarak görür. O, derhal Başkomutan olmalı ve İnönü’nün geçimsizlik ve beceriksizlikleri yüzünden zaman, asker ve savaş kaybetmeyi göze almamalıydı. Hatta Yunan işgali Sakarya’dan hemen sonra bitirilebilecekken, işin savaşla değil, siyasetle halledileceği takıntısı yüzünden bir yıl kadar uzamış ve düşmana gereksiz yere Anadolu’yu yakma ve binlerce sivili öldürme fırsatı tanınmıştır.

Keza İstanbul’un başkentlikten çıkarılmasının İngilizlerin zorlamasıyla olduğu iddiası. İngilizler Boğazlar’a yerleşmek istedikleri için hükümetin İstanbul’dan çıkmasını istemişler, hatta zorlamışlar, bunun için Hilafetin saltanattan ayrılıp saltanatın kaldırılmasını istemişlerdi. Böylece saltanatın kaldırılması ve başkentin Ankara’ya naklinin Lozan’ın hemen öncesine denk gelmesindeki sırrı tartışmaya açıyor Paşa.

Kâzım Karabekir 1920 sonlarındaki Doğu harekâtında hem doğu sınırlarımızı güvenceye alarak, hem de Gümrü Antlaşması’yla Ermenilere Sevr’deki imzalarını geri aldırarak (böylece Sevr’i ilk “parçalayan”ın kim olduğunu öğreniyoruz) hayatî önemdeki başarılara imza attığı halde kitaplarımızda neden ısrarla görmezden gelinir? Bu sık sorulan sorunun cevabını, yukarıda yazdıklarımdan çıkarmış olmalısınız. Resmi tarihe itiraz eden Karabekir, elbisenin içine girmiş, sürekli rahatsız eden bir “diken” gibidir.

Nitekim 19 Ekim 1922 tarihli günlüğüne M. Kemal Paşa’ya neden kendisini Lozan’a göndermediğini sorduğunda şu çarpıcı cevabı aldığını kaydetmiştir: “Çünkü sen kafanla hareket edersin. İsmet Paşa’yı göndereceğim. Çünkü sözümden çıkmaz.”

Bana sık sık hiçbir savaşı kazanamayan İsmet Paşa’nın nasıl olup da bu kadar hızla yükselebildiğini soranlar bu cevabı iyi okusunlar. Sır söz dinlemekte gizli.

Ancak tarih dede, gerçek yükselişin halkın gönlünde gerçekleştiğini öğrenecek kadar uzun yaşamıştır. Kitaplar unutturmaya yeminli olduğu halde halkın Karabekir’i tereddütsüz bağrına basmış olması yeterince ibret-âmiz değil midir?

Geçen yıl “Genelkurmay Karabekir’i kucaklamaya hazır mı?” diye sormuştum, bu yıl cevabını almış oldum.

Mustafa Armağan
(Zaman, 30.01.2011)

Tarih | |