Grev yasağında sıra Borsa’da

TBMM’deki Sermaye Piyasası Kanunu Taslağı’nda İMKB çalışanlarına sürpriz bir yasak geliyor. Taslak kanunlaşırsa, Tezkop – İş Sendikası’na üye olan yaklaşık 450 civarındaki borsa çalışanı grev hakkından olacak.

Türkiye Türk Hava Yolları’ında grev yaptığı için işinden atılan çalışanları tartışırken, bir başka kamu kuruluşu olan İstanbul Borsası’na da grev yasağı geliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan yeni Sermaye Piyasası Kanunu Taslağı’na göre, sendikalı olan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) çalışanlarının grev ve lokavt hakları ellerinden alınıyor. Şu anda TBMM Plan Bütçe Alt Komisyonu’nda olan taslağın 136. maddesinin 5. fıkrasına göre, borsalar ve diğer teşkilatlanmış pazar yerleri, merkezi takas kuruluşları, merkezi saklama kuruluşları ve MKK tarafından yürütülen hizmetlerde grev ve lokavt yapılamayacak. Taslağın yasalaşmasının ardından Türk-İş’e bağlı Tezkop-İş Sendikası’na üye yaklaşık 450 civarındaki İMKB çalışanının grev hakları ellerinden alınmış olacak.

4 YIL ZAM ALAMAYINCA SENDİKALI OLMUŞLARDI
Habertürk’te yer alan habere göre; Aslında İMKB tarihinde bugüne kadar hiç grev olmadı ancak 2006 yılında grevin eşiğinden dönüldü. Şöyle ki, 20012005 yılları arasında 4 yıl boyunca hiç zam alamayan İMKB çalışanları çareyi örgütlenip sendikalı olmakta bulmuş ve başkan yardımcıları ve bölüm müdürleri de dahil neredeyse bütün borsa çalışanları Tezkop-İş’e üye olmuştu. Sendika ile İMKB yönetimi arasında uzun süre zam pazarlıkları yaşanmış ve görüşmelerin tıkanması üzerine sendika grev kararı alacağını açıklamıştı. Ancak son görüşmelerde İMKB yönetimi çalışanların taleplerini kabul etmiş ve grevin eşiğinden dönülmüştü. İMKB çalışanları toplamda yüzde 100’ün üzerinde zam almıştı.

‘SATIŞTA SORUN İSTENMİYOR’
Her ne kadar bugüne kadar herhangi bir grev yaşanmasa da, grev hakkı, İMKB çalışanları için toplu iş sözleşmelerinde önemli bir silahtı. SPK Kanunu Taslağı ile grev ve lokavtın yasaklanmasının arkasında, önce anonim şirket, daha sonra da özelleştirilmesi gündem olan İMKB’de satış sürecinde herhangi bir sıkıntı yaşanmamasının yattığı konuşuluyor.

YENİ PERSONELE HİZMET İKRAMİYESİ YOK
İMKB personelini ilgilendiren bir diğer önemli gelişmenin de 29 Haziran’da yaşandığı öğrenildi. İMKB yönetimi ile bir araya gelen sendika temsilcilerinin İMKB çalışanlarının aldığı hizmet ikramiyesi konusunda 2013 yılı sonuna kadar mutabakata vardığı belirtildi. Ancak taraflar arasında varılan mutabakata göre, İMKB’nin yeni personeli artık hizmet ikramiyesi alamayacak. Eski personelin ise bu hakkı saklı kalacak. İMKB çalışanları emeklilik halinde emekli ikramiyesi dışında son maaşı üzerinden çalıştığı yıl kadar hizmet ikramiyesi alıyor.

‘BAŞKANLAR KURULU’NU TOPLAYACAĞIZ’
İMKB çalışanlarının örgütlü olduğu Tezkop-İş İstanbul 4 Nolu Şube Başkanı Cemal Kement, sendikanın Başkanlar Kurulu’nu toplayıp konuyu değerlendireceklerini ve gerekli açıklamayı yapacaklarını söyledi. Türkiye’de yakın zamanda bir THY gerçeği yaşandığını belirten Kement, “THY’deki grevde de görüldü ki bir gecede belli kararlar alınabiliyor. Borsa da bir kamu kuruluşu. Ne olacağına bakacağız” diye konuştu. Kement, 2014 yılı başında İMKB çalışanları için toplu sözleşme görüşmesi yapacaklarını da sözlerine ekledi. (Milliyet)

Ekonomi | |

Benzine 12 kuruş zam geldi

Petrol fiyatlarındaki artışın ardından benzine 12 kuruş zam yapıldı…

Uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarının düşmesi benzine indirim olarak yansımıştı. Petrolün yeniden yükselmesi ile verilen indirimler tek seferde yeniden alındı! Petrol fiyatlarında yaşanan yükselişin ardından benzin fiyatında 12 kuruş artışa gidildi. Zam gece yarısından itibaren geçerli olacak. (Milliyet)

Ekonomi | |

Ticaret kanunu’nda büyük süpriz!

Şirketten partiye para akışı serbest

1 Temmuz’da yürürlüğe giren yeni Türk Ticaret Kanunu’yla şirketler dilediği parti veya adaylara dilediği kadar para yardımı yapabilecek.

1 Temmuz’da yürürlüğe giren yeni Türk Ticaret Kanunu’yla şirketler dilediği parti veya adaylara dilediği kadar para yardımı yapabilecek. Prof. Dr. Kemal Çevik, düzenlemeyi ‘Türk siyaset hayatını derinden etkileyecek bir değişiklik’ olarak niteledi.

Günlerdir, Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) iş dünyasında yaratacağı köklü değişiklikler tartışılıyor. Yeni yasa devlet için kayıt dışılığın azaltılması; iş dünyası içinse, ticareti doğrudan etkileyen bilişim alanındaki gelişmelere uyumlu hale getirilmesi sebebiyle önemli. Fakat meğer bu yasa, sadece ticareti dönüştürmeyecekmiş. Yeni TTK’da Türk siyasi hayatını da derinden etkileyecek bir sürpriz saklıymış. O sürpriz, bugünlerde Sarkozy’nin evinin aranmasıyla yeniden hatırladığımız netameli bir konuya dair: Siyasi partilere bağış.

Ticaret Hukuku Profesörü Kemal Çevik’in uyarısıyla fark ettik ki, eski kanunun 137. Maddesi’nde düzenlenen ‘ultra vires’ yasağının kalkması, katı bir engeli kaldırarak, şirketlerden partilere sınırsız bağışın önünü de açmış.

ŞİRKETLER BAĞIŞ YAPAMIYORDU
‘Ultra vires’ kısıtlaması nedeniyle 1 Temmuz’a kadarki hukuk düzeninde, herhangi bir şirket, kasasından filanca partiye şirket kayıtlarında göstererek bağışta bulunamıyordu. Bir siyasi partiye ‘gönül vermiş’ herhangi bir işadamı, yardımını şahsen yapabiliyordu.

‘Ultra vires’ yasağının kalkmasıyla şirketler artık ana sözleşmelerinde yazmayan faaliyetlerde de bulunabilecek, hak doğurucu işlemlerde bulunabilecek. Doğal olarak parasal işlemler buna dahil. Dönelim Prof. Çevik’in uyarısına: ‘Ultra vires yasağının kalkması, siyaset-finansman ilişkisini esaslı etkileyecek nitelikte. Önümüzde üç seçim var. Yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler. O nedenle, Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu’nda da bununla uyumlu değişiklik yapılması gerekiyor. ‘

ZORLAMALAR BAŞLAYABİLİR
Yapılmazsa? ‘Bu haliyle herhangi bir parti, ya da vekil adayı, falanca işadamına (haydi bu yasak kalktı, şirketten bana şu kadar bağışta bulun) diyebilir. Bunun zorlamalara yol açmasının sakıncası bir yana, zaten siyaset-finansman ilişkisine dair bütün işlemlerin şeffaf olması, siyasetin bir gereği.’ Çevik, AB alanındaki ayrıntılı düzenlemeleri anımsattı. Fransa örneğini verdi: ‘Diyelim ki bir şirket, yerel seçimde falanca kasabadaki belediye başkanını destekleyecek. Kimin ne kadar bağış alacağı önceden belirtiliyor. Büyükşehirde bu oran artıyor. Kademeli bir sistem var.’

Türkiye’de siyaset-finansman ilişkisi hep bir sis perdesi ardına gizlendi. Vaktiyle, iş dünyası etkisine açık olmasın diye kurgulanan Hazine yardımları sürekli bir adaletsizlik üretirken, iş dünyasından siyasete akan kaynakların kayıtdışılığı neredeyse meşru kabul edilmekte Özellikle seçim dönemleri, tanıtım-kampanya harcamalarının, iş dünyasından siyasete doğru akan ama kayda girmeyen yüklü bağışlarla gerçekleştiği sır değil.

O nedenle hazır ‘ultra vires’ yasağı kalkmışken, partilere kimin ne kadar bağış yaptığını kamuya açık hale getirecek düzenlemenin tam zamanı. Sadece adamakıllı bir demokrasinin geçtiği yollardan biri olduğu için değil. AB’ye uyumlu olsun diye değiştirilen TTK’nın, yeni kayıtdışılıklara zemin hazırlamaması için de bu gerekli.

‘ULTRA VİRES’ NEDİR?
‘Ultra vires’ hukuki bir terim. Ticaret Hukuku’nda bir şirketin faaliyetlerini, ana sözleşmesine hangi konuları yazdıysa, yazdığı kadarıyla sınırlıyor. Yani şirket ana sözleşmesinde ‘inşaat-taahhüt yapacağım’ demişseniz, ihracat yapamıyorsunuz.

İhracat da yapmak isterseniz, ana sözleşmenizi sil baştan değiştirmeniz gerekiyor.

Ana sözleşme değişikliği külfetli iş. Ortakları toplayacaksınız, ticaret komiseri gelecek, onay süreçleri, yayım vs. Sözleşme değiştirmeden, bir ticari-parasal faaliyette bulunacaksanız ancak kendi adınıza yapabiliyorsunuz. Daha doğrusu yapabiliyordunuz… 1 Temmuz’dan itibaren ‘ultra vires’ yasağı kalkmış durumda. (Çiğdem Toker/Akşam)

Ekonomi | |

İDO’dan bir koltuğa iki bilet

Son dönemdeki uygulamalarıyla vatandaşın tepkisini çeken İDO’nun sıkıntı yaratan uygulamalarından biri de Radikal Gazetesi Ekonomi Koordinatörü Sefer Levent’in başına geldi.

Levent bugün gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında, aynı koltuğa iki biletin nasıl kesildiğine dikkat çekti.

İşte o yazı

İDO’dan bir koltuğa iki bilet

İDO’nun kredi borcunu ödemenin zam dışında, ‘daha ucuza, daha çok sefer ve yolcu’ gibi yolları olduğunu düşünüyorum.

Erdem Özcan Bandırma’da gazetecilik yapan bir meslek büyüğüm. Kendisini uzun yıllardır tanırım. İşi gereği hafta içi-hafta sonu ayrımı yapmaz, uzun yıllardır Bandırma-İstanbul arasında deniz otobüsü ile seyahat eder. Hafta sonu Bandırma’da birlikteydik. Baktım oldukça kızgın. Bana mart ayında Yaşam gazetesinde yayımlanan bir haberini gösterdi. Başlığı, “33 lira olan İDO bileti nasıl 55 lira oldu.” Yazıya baktım Erdem Özcan geride bıraktığımız son iki haftada büyük gazetelerde yazılan ne varsa tümünü 3 ay önceden öngörmüş ve kaleme almış. Kızgınlığının sebebi tam da bu zaten. Bandırma’nın İDO için önemli bir nokta olduğuna dikkat çeken Özcan, “Biz Bandırmalılar İDO’yu uyardık ama büyük gazetelerin gazetecileri İDO ile tatile çıkana kadar kimsenin ruhu duymadı” diyor.

Feribot uçak değil
Ne İDO’nun fiyatlarla ilgili eleştirileri ne de son pazartesi-perşembe uygulaması ikna etmiş Erdem Özcan’ı. Denizyolunun dünyanın her yerinde ucuza yapıldığını belirten Özcan, “Feribota uçak muamelesi yapamazsın. İstanbul’dan Bandırma’ya ya da tersi istikamete hangi tarihte gideceğini üç ay önceden öngöremezsin. Bu hatları sadece tatilcilerin kullandığı sosyete teknesi gibi göremezsin. Boş feribotta ucuz bilet dolu feribotta pahalı bilet satmanın mantığını kimseye açıklayamazsın. Yolcu talebi fazlaysa kiralarsın ya da alırsın bir feribot daha koyarsın. Boşsa hattı iptal edersin. Maliyeti yolcuya, araca böler, koyarsın kârını üzerine, satarsın bileti. Yoksa çok ararsın bu yolcuyu” diyor.

Erdem Özcan’ın yanından ayrıldım. Bandırma Kültür ve Eğitim Vakfı’nın Bahçeşehir Koleji’ne satarak tarihin karanlık sularına gömdüğü Bandırma Özel Lisesi’nden mezun oluşumuzun 20. yılını kutlamak üzere arkadaşlarımla buluştum.
Çoğu Bandırma’ya benim gibi İstanbul’dan hızlı feribot ile gelmişti. Lise anılarından önce konu İDO’ydu. Anladım ki herkes Ümit Hoca’dan sonra İDO ile de bir macera yaşamıştı. Ben dahil… İşte benim maceram….

Ceza üstüne ceza!
Hafta sonu arkadaşlarımla buluşmaya karar vermemiz üzere 28 Haziran Perşembe günü Bandırma’ya gitmeye karar verdim. Bu kararı çok önceden öngöremediğim için o gün Yenikapı-Bandırma seferine bilet almak zorunda kaldım. İDO’nun sesli yanıt sisteminde yaklaşık 10 dakika bekletildikten ve yaklaşık 10 dakikalık bir görüşmenin ardından aracıma, eşime ve kızıma “hizmet bedeli” de dahil toplamda 244 TL ödeyerek aynı gün saat 18.30’da yapılacak sefere bilet aldım. Bileti aynı gün aldığım için cezalıydım. Herkesten daha çok para ödemek zorunda kalmıştım. Üstelik cezam bununla da sınırlı değildi. Eco Plus ya da Business yolculuk yerine Eco’yu tercih ettiğim için kızım, karım ve ben feribotun üç değişik noktasında seyahat etmek zorundaydık. Olsun, lise arkadaşlarımı çok özlemiştim, değerdi.

Fakat cezam yine bitmemişti. Saat 18.00’de feribota aracımızı park ederek feribotun arka salonuna yöneldik. Eşimin biletindeki koltuk numarası 886’ydı. Acemi bir görevli yüzünden zar zor bulduğumuz 886 numarada bir bayan oturuyordu. Nazikçe o koltuğun bizim olduğunu söyledim. Hanımefendi ise kendisinin. Biletlerimizi karşılaştırdık. Sonuç, şok. İkimizin elindeki bilet kalkış noktasından sefer saatine kadar aynıydı. Koltuk numaraları bile! Tek fark ben aynı koltuk için 46 TL öderken o üç gün önce aldığı bilete 37 TL ödemişti. Cezalıyız dedik ya…

İki adet 886 nolu koltuk biletini elime alıp bir görevliye giderek durumu anlattım. İki 886’yı gösterdim ve nasıl olur diye sordum. Cevap, “İnsan eli değen her şeyde bu tür hatalar olur” oldu. Feribotta boş yerler bulunduğunu hatta çok yer olduğunu, bizi toplu olarak bir yere oturtabileceğini söyledi. Yaptı da… Biz sıkış tepiş oturmaya çalışırken meğer feribotta ne çok boş yer varmış.

1 Temmuz’da Ekonomi Müdürümüz Jale Özgentürk İDO CEO’su Önder Sezgi ile çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdi. Önder Bey, Jale’nin tüm sorularına içtenlikle cevap verdi. Hatalı oldukları konuları itiraf edip düzelteceklerini söyledi.

Öncelikle belirteyim, Sayın Sezgi’nin fiyatla ilgili açıklamalarından ikna olmadım. Artık Bandırma’ya gidiş gelişte 500 TL’ye yakın para ödüyorum. Pazartesi-perşembe seyahat şansım tatiller dışında olmadığı için yeni düzenleme de bir işime yaramayacak. İDO’nun son ilanlarında araçların artık daha ucuza seyahat ettiği belirtiliyor. Ben aracımı yanımdan ayırmam. Aracım henüz yalnız başına seyahat edemediğinden benim yolcu olarak ödediğim yaklaşık 50 TL’yi de dahil ettiğimde fiyatın her bakımdan arttığını görüyorum. Herkes gibi…

Önder Sezgi iç hatlarda fiyatları belediyenin, dış hatları ise kendilerinin belirlediğini söylemiş ve eklemişti, “İç hatlarda zarar, dış hatlarda kâr ediyoruz. Belediye zamanında da böyleydi. İddia ediyorum fiyatlar geçen yıldan düşük.” Sonra devam etmişti: “Fiyatlar devam etseydi banka borcumuzu ödeyemezdik. Bu kadar borcumuz varken çok daha farklı fiyatlandırma yapmak zorundayız. Hiç dokunmazsak krediyi ödeyemeyiz.”

İDO’nun kredi borcunu ödemenin zam dışında da yolları olduğunu düşünüyorum. “Daha ucuza, daha çok seferle, çok daha fazla yolcu” gibi… Özelleştirme öncesindeki çalışmalarda umarım zam dışında buna benzer alternatifler üzerinde de durmuşlardır.” (Hürriyet)

Ekonomi | |

Benzine 12 kuruş zam geldi

Petrol fiyatlarındaki artışın ardından benzine 12 kuruş zam yapıldı…

Uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarının düşmesi benzine indirim olarak yansımıştı. Petrolün yeniden yükselmesi ile verilen indirimler tek seferde yeniden alındı! Petrol fiyatlarında yaşanan yükselişin ardından benzin fiyatında 12 kuruş artışa gidildi. Zam gece yarısından itibaren geçerli olacak. (Milliyet)

Ekonomi | |

Grev yasağında sıra Borsa’da

TBMM’deki Sermaye Piyasası Kanunu Taslağı’nda İMKB çalışanlarına sürpriz bir yasak geliyor. Taslak kanunlaşırsa, Tezkop – İş Sendikası’na üye olan yaklaşık 450 civarındaki borsa çalışanı grev hakkından olacak.

Türkiye Türk Hava Yolları’ında grev yaptığı için işinden atılan çalışanları tartışırken, bir başka kamu kuruluşu olan İstanbul Borsası’na da grev yasağı geliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan yeni Sermaye Piyasası Kanunu Taslağı’na göre, sendikalı olan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) çalışanlarının grev ve lokavt hakları ellerinden alınıyor. Şu anda TBMM Plan Bütçe Alt Komisyonu’nda olan taslağın 136. maddesinin 5. fıkrasına göre, borsalar ve diğer teşkilatlanmış pazar yerleri, merkezi takas kuruluşları, merkezi saklama kuruluşları ve MKK tarafından yürütülen hizmetlerde grev ve lokavt yapılamayacak. Taslağın yasalaşmasının ardından Türk-İş’e bağlı Tezkop-İş Sendikası’na üye yaklaşık 450 civarındaki İMKB çalışanının grev hakları ellerinden alınmış olacak.

4 YIL ZAM ALAMAYINCA SENDİKALI OLMUŞLARDI
Habertürk’te yer alan habere göre; Aslında İMKB tarihinde bugüne kadar hiç grev olmadı ancak 2006 yılında grevin eşiğinden dönüldü. Şöyle ki, 20012005 yılları arasında 4 yıl boyunca hiç zam alamayan İMKB çalışanları çareyi örgütlenip sendikalı olmakta bulmuş ve başkan yardımcıları ve bölüm müdürleri de dahil neredeyse bütün borsa çalışanları Tezkop-İş’e üye olmuştu. Sendika ile İMKB yönetimi arasında uzun süre zam pazarlıkları yaşanmış ve görüşmelerin tıkanması üzerine sendika grev kararı alacağını açıklamıştı. Ancak son görüşmelerde İMKB yönetimi çalışanların taleplerini kabul etmiş ve grevin eşiğinden dönülmüştü. İMKB çalışanları toplamda yüzde 100’ün üzerinde zam almıştı.

‘SATIŞTA SORUN İSTENMİYOR’
Her ne kadar bugüne kadar herhangi bir grev yaşanmasa da, grev hakkı, İMKB çalışanları için toplu iş sözleşmelerinde önemli bir silahtı. SPK Kanunu Taslağı ile grev ve lokavtın yasaklanmasının arkasında, önce anonim şirket, daha sonra da özelleştirilmesi gündem olan İMKB’de satış sürecinde herhangi bir sıkıntı yaşanmamasının yattığı konuşuluyor.

YENİ PERSONELE HİZMET İKRAMİYESİ YOK
İMKB personelini ilgilendiren bir diğer önemli gelişmenin de 29 Haziran’da yaşandığı öğrenildi. İMKB yönetimi ile bir araya gelen sendika temsilcilerinin İMKB çalışanlarının aldığı hizmet ikramiyesi konusunda 2013 yılı sonuna kadar mutabakata vardığı belirtildi. Ancak taraflar arasında varılan mutabakata göre, İMKB’nin yeni personeli artık hizmet ikramiyesi alamayacak. Eski personelin ise bu hakkı saklı kalacak. İMKB çalışanları emeklilik halinde emekli ikramiyesi dışında son maaşı üzerinden çalıştığı yıl kadar hizmet ikramiyesi alıyor.

‘BAŞKANLAR KURULU’NU TOPLAYACAĞIZ’
İMKB çalışanlarının örgütlü olduğu Tezkop-İş İstanbul 4 Nolu Şube Başkanı Cemal Kement, sendikanın Başkanlar Kurulu’nu toplayıp konuyu değerlendireceklerini ve gerekli açıklamayı yapacaklarını söyledi. Türkiye’de yakın zamanda bir THY gerçeği yaşandığını belirten Kement, “THY’deki grevde de görüldü ki bir gecede belli kararlar alınabiliyor. Borsa da bir kamu kuruluşu. Ne olacağına bakacağız” diye konuştu. Kement, 2014 yılı başında İMKB çalışanları için toplu sözleşme görüşmesi yapacaklarını da sözlerine ekledi. (Milliyet)

Ekonomi | |

Ticaret kanunu’nda büyük süpriz!

Şirketten partiye para akışı serbest

1 Temmuz’da yürürlüğe giren yeni Türk Ticaret Kanunu’yla şirketler dilediği parti veya adaylara dilediği kadar para yardımı yapabilecek.

1 Temmuz’da yürürlüğe giren yeni Türk Ticaret Kanunu’yla şirketler dilediği parti veya adaylara dilediği kadar para yardımı yapabilecek. Prof. Dr. Kemal Çevik, düzenlemeyi ‘Türk siyaset hayatını derinden etkileyecek bir değişiklik’ olarak niteledi.

Günlerdir, Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) iş dünyasında yaratacağı köklü değişiklikler tartışılıyor. Yeni yasa devlet için kayıt dışılığın azaltılması; iş dünyası içinse, ticareti doğrudan etkileyen bilişim alanındaki gelişmelere uyumlu hale getirilmesi sebebiyle önemli. Fakat meğer bu yasa, sadece ticareti dönüştürmeyecekmiş. Yeni TTK’da Türk siyasi hayatını da derinden etkileyecek bir sürpriz saklıymış. O sürpriz, bugünlerde Sarkozy’nin evinin aranmasıyla yeniden hatırladığımız netameli bir konuya dair: Siyasi partilere bağış.

Ticaret Hukuku Profesörü Kemal Çevik’in uyarısıyla fark ettik ki, eski kanunun 137. Maddesi’nde düzenlenen ‘ultra vires’ yasağının kalkması, katı bir engeli kaldırarak, şirketlerden partilere sınırsız bağışın önünü de açmış.

ŞİRKETLER BAĞIŞ YAPAMIYORDU
‘Ultra vires’ kısıtlaması nedeniyle 1 Temmuz’a kadarki hukuk düzeninde, herhangi bir şirket, kasasından filanca partiye şirket kayıtlarında göstererek bağışta bulunamıyordu. Bir siyasi partiye ‘gönül vermiş’ herhangi bir işadamı, yardımını şahsen yapabiliyordu.

‘Ultra vires’ yasağının kalkmasıyla şirketler artık ana sözleşmelerinde yazmayan faaliyetlerde de bulunabilecek, hak doğurucu işlemlerde bulunabilecek. Doğal olarak parasal işlemler buna dahil. Dönelim Prof. Çevik’in uyarısına: ‘Ultra vires yasağının kalkması, siyaset-finansman ilişkisini esaslı etkileyecek nitelikte. Önümüzde üç seçim var. Yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler. O nedenle, Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu’nda da bununla uyumlu değişiklik yapılması gerekiyor. ‘

ZORLAMALAR BAŞLAYABİLİR
Yapılmazsa? ‘Bu haliyle herhangi bir parti, ya da vekil adayı, falanca işadamına (haydi bu yasak kalktı, şirketten bana şu kadar bağışta bulun) diyebilir. Bunun zorlamalara yol açmasının sakıncası bir yana, zaten siyaset-finansman ilişkisine dair bütün işlemlerin şeffaf olması, siyasetin bir gereği.’ Çevik, AB alanındaki ayrıntılı düzenlemeleri anımsattı. Fransa örneğini verdi: ‘Diyelim ki bir şirket, yerel seçimde falanca kasabadaki belediye başkanını destekleyecek. Kimin ne kadar bağış alacağı önceden belirtiliyor. Büyükşehirde bu oran artıyor. Kademeli bir sistem var.’

Türkiye’de siyaset-finansman ilişkisi hep bir sis perdesi ardına gizlendi. Vaktiyle, iş dünyası etkisine açık olmasın diye kurgulanan Hazine yardımları sürekli bir adaletsizlik üretirken, iş dünyasından siyasete akan kaynakların kayıtdışılığı neredeyse meşru kabul edilmekte Özellikle seçim dönemleri, tanıtım-kampanya harcamalarının, iş dünyasından siyasete doğru akan ama kayda girmeyen yüklü bağışlarla gerçekleştiği sır değil.

O nedenle hazır ‘ultra vires’ yasağı kalkmışken, partilere kimin ne kadar bağış yaptığını kamuya açık hale getirecek düzenlemenin tam zamanı. Sadece adamakıllı bir demokrasinin geçtiği yollardan biri olduğu için değil. AB’ye uyumlu olsun diye değiştirilen TTK’nın, yeni kayıtdışılıklara zemin hazırlamaması için de bu gerekli.

‘ULTRA VİRES’ NEDİR?
‘Ultra vires’ hukuki bir terim. Ticaret Hukuku’nda bir şirketin faaliyetlerini, ana sözleşmesine hangi konuları yazdıysa, yazdığı kadarıyla sınırlıyor. Yani şirket ana sözleşmesinde ‘inşaat-taahhüt yapacağım’ demişseniz, ihracat yapamıyorsunuz.

İhracat da yapmak isterseniz, ana sözleşmenizi sil baştan değiştirmeniz gerekiyor.

Ana sözleşme değişikliği külfetli iş. Ortakları toplayacaksınız, ticaret komiseri gelecek, onay süreçleri, yayım vs. Sözleşme değiştirmeden, bir ticari-parasal faaliyette bulunacaksanız ancak kendi adınıza yapabiliyorsunuz. Daha doğrusu yapabiliyordunuz… 1 Temmuz’dan itibaren ‘ultra vires’ yasağı kalkmış durumda. (Çiğdem Toker/Akşam)

Ekonomi | |

İDO’dan bir koltuğa iki bilet

Son dönemdeki uygulamalarıyla vatandaşın tepkisini çeken İDO’nun sıkıntı yaratan uygulamalarından biri de Radikal Gazetesi Ekonomi Koordinatörü Sefer Levent’in başına geldi.

Levent bugün gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında, aynı koltuğa iki biletin nasıl kesildiğine dikkat çekti.

İşte o yazı

İDO’dan bir koltuğa iki bilet

İDO’nun kredi borcunu ödemenin zam dışında, ‘daha ucuza, daha çok sefer ve yolcu’ gibi yolları olduğunu düşünüyorum.

Erdem Özcan Bandırma’da gazetecilik yapan bir meslek büyüğüm. Kendisini uzun yıllardır tanırım. İşi gereği hafta içi-hafta sonu ayrımı yapmaz, uzun yıllardır Bandırma-İstanbul arasında deniz otobüsü ile seyahat eder. Hafta sonu Bandırma’da birlikteydik. Baktım oldukça kızgın. Bana mart ayında Yaşam gazetesinde yayımlanan bir haberini gösterdi. Başlığı, “33 lira olan İDO bileti nasıl 55 lira oldu.” Yazıya baktım Erdem Özcan geride bıraktığımız son iki haftada büyük gazetelerde yazılan ne varsa tümünü 3 ay önceden öngörmüş ve kaleme almış. Kızgınlığının sebebi tam da bu zaten. Bandırma’nın İDO için önemli bir nokta olduğuna dikkat çeken Özcan, “Biz Bandırmalılar İDO’yu uyardık ama büyük gazetelerin gazetecileri İDO ile tatile çıkana kadar kimsenin ruhu duymadı” diyor.

Feribot uçak değil
Ne İDO’nun fiyatlarla ilgili eleştirileri ne de son pazartesi-perşembe uygulaması ikna etmiş Erdem Özcan’ı. Denizyolunun dünyanın her yerinde ucuza yapıldığını belirten Özcan, “Feribota uçak muamelesi yapamazsın. İstanbul’dan Bandırma’ya ya da tersi istikamete hangi tarihte gideceğini üç ay önceden öngöremezsin. Bu hatları sadece tatilcilerin kullandığı sosyete teknesi gibi göremezsin. Boş feribotta ucuz bilet dolu feribotta pahalı bilet satmanın mantığını kimseye açıklayamazsın. Yolcu talebi fazlaysa kiralarsın ya da alırsın bir feribot daha koyarsın. Boşsa hattı iptal edersin. Maliyeti yolcuya, araca böler, koyarsın kârını üzerine, satarsın bileti. Yoksa çok ararsın bu yolcuyu” diyor.

Erdem Özcan’ın yanından ayrıldım. Bandırma Kültür ve Eğitim Vakfı’nın Bahçeşehir Koleji’ne satarak tarihin karanlık sularına gömdüğü Bandırma Özel Lisesi’nden mezun oluşumuzun 20. yılını kutlamak üzere arkadaşlarımla buluştum.
Çoğu Bandırma’ya benim gibi İstanbul’dan hızlı feribot ile gelmişti. Lise anılarından önce konu İDO’ydu. Anladım ki herkes Ümit Hoca’dan sonra İDO ile de bir macera yaşamıştı. Ben dahil… İşte benim maceram….

Ceza üstüne ceza!
Hafta sonu arkadaşlarımla buluşmaya karar vermemiz üzere 28 Haziran Perşembe günü Bandırma’ya gitmeye karar verdim. Bu kararı çok önceden öngöremediğim için o gün Yenikapı-Bandırma seferine bilet almak zorunda kaldım. İDO’nun sesli yanıt sisteminde yaklaşık 10 dakika bekletildikten ve yaklaşık 10 dakikalık bir görüşmenin ardından aracıma, eşime ve kızıma “hizmet bedeli” de dahil toplamda 244 TL ödeyerek aynı gün saat 18.30’da yapılacak sefere bilet aldım. Bileti aynı gün aldığım için cezalıydım. Herkesten daha çok para ödemek zorunda kalmıştım. Üstelik cezam bununla da sınırlı değildi. Eco Plus ya da Business yolculuk yerine Eco’yu tercih ettiğim için kızım, karım ve ben feribotun üç değişik noktasında seyahat etmek zorundaydık. Olsun, lise arkadaşlarımı çok özlemiştim, değerdi.

Fakat cezam yine bitmemişti. Saat 18.00’de feribota aracımızı park ederek feribotun arka salonuna yöneldik. Eşimin biletindeki koltuk numarası 886’ydı. Acemi bir görevli yüzünden zar zor bulduğumuz 886 numarada bir bayan oturuyordu. Nazikçe o koltuğun bizim olduğunu söyledim. Hanımefendi ise kendisinin. Biletlerimizi karşılaştırdık. Sonuç, şok. İkimizin elindeki bilet kalkış noktasından sefer saatine kadar aynıydı. Koltuk numaraları bile! Tek fark ben aynı koltuk için 46 TL öderken o üç gün önce aldığı bilete 37 TL ödemişti. Cezalıyız dedik ya…

İki adet 886 nolu koltuk biletini elime alıp bir görevliye giderek durumu anlattım. İki 886’yı gösterdim ve nasıl olur diye sordum. Cevap, “İnsan eli değen her şeyde bu tür hatalar olur” oldu. Feribotta boş yerler bulunduğunu hatta çok yer olduğunu, bizi toplu olarak bir yere oturtabileceğini söyledi. Yaptı da… Biz sıkış tepiş oturmaya çalışırken meğer feribotta ne çok boş yer varmış.

1 Temmuz’da Ekonomi Müdürümüz Jale Özgentürk İDO CEO’su Önder Sezgi ile çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdi. Önder Bey, Jale’nin tüm sorularına içtenlikle cevap verdi. Hatalı oldukları konuları itiraf edip düzelteceklerini söyledi.

Öncelikle belirteyim, Sayın Sezgi’nin fiyatla ilgili açıklamalarından ikna olmadım. Artık Bandırma’ya gidiş gelişte 500 TL’ye yakın para ödüyorum. Pazartesi-perşembe seyahat şansım tatiller dışında olmadığı için yeni düzenleme de bir işime yaramayacak. İDO’nun son ilanlarında araçların artık daha ucuza seyahat ettiği belirtiliyor. Ben aracımı yanımdan ayırmam. Aracım henüz yalnız başına seyahat edemediğinden benim yolcu olarak ödediğim yaklaşık 50 TL’yi de dahil ettiğimde fiyatın her bakımdan arttığını görüyorum. Herkes gibi…

Önder Sezgi iç hatlarda fiyatları belediyenin, dış hatları ise kendilerinin belirlediğini söylemiş ve eklemişti, “İç hatlarda zarar, dış hatlarda kâr ediyoruz. Belediye zamanında da böyleydi. İddia ediyorum fiyatlar geçen yıldan düşük.” Sonra devam etmişti: “Fiyatlar devam etseydi banka borcumuzu ödeyemezdik. Bu kadar borcumuz varken çok daha farklı fiyatlandırma yapmak zorundayız. Hiç dokunmazsak krediyi ödeyemeyiz.”

İDO’nun kredi borcunu ödemenin zam dışında da yolları olduğunu düşünüyorum. “Daha ucuza, daha çok seferle, çok daha fazla yolcu” gibi… Özelleştirme öncesindeki çalışmalarda umarım zam dışında buna benzer alternatifler üzerinde de durmuşlardır.” (Hürriyet)

Ekonomi | |

İhracatçılardan yaz saatine itiraz

İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Hikmet Tanrıverdi,”İhracatımızın yüzde 80′ini yaptığımız Avrupa’dan uzaklaşacağız. Türk hazır giyim sektörü olarak ihracatımızın yaklaşık yüzde 80′ini Avrupa’ya yapıyoruz. Başbakan Erdoğan’a mektup yazıp yaz saatinin kalıcı olmasına itiraz edeceğiz” dedi.

Tanrıverdi, yaptığı yazılı açıklamada, “yaz saati uygulamasının sürekli hale gelmesiyle, bu yıl 17 milyar dolara koşan hazır giyim ihracatçısının son derece olumsuz etkileneceğini” ifade etti.

Gün ışığından daha fazla yararlanmak için yaz saati uygulamasının kalıcı olması yönündeki çalışmaların sektöre zarar vereceğini belirten Tanrıverdi, uygulamanın ortaya çıkaracağı sorunları birer mektup ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a ileteceklerini bildirdi.

Tanrıverdi, 17 milyar dolara koşan hazır giyim ihracatının önemli kısmının Avrupa ülkelerine yapıldığını vurgulayarak, Türkiye’yi Euro Bölgesi’nden uzaklaştırılacak her türlü karara karşı olduklarını kaydetti.

Söz konusu uygulamanın enerji tasarrufu sağlamak gibi pozitif yanlarına karşın Türkiye ekonomisinin belkemiği olan ihracat açısından sakıncalar içerdiğini vurgulayan Tanrıverdi, şöyle devam etti:

“İhracatımızın yüzde 80′ini yaptığımız Avrupa’dan uzaklaşacağız. Türk hazır giyim sektörü olarak ihracatımızın yaklaşık yüzde 80′ini Avrupa’ya yapıyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Taner Yıldız, yaz saatinin kalıcı olmasının enerji sektörü açısından en doğru karar olacağını ifade ediyor. Ancak ihracatçı açısından durum çok farklı. Şu anda bile Avrupa’nın pek çok ülkesiyle 1 veya 2 saatlik zaman farkımız var. Yaz saatinin kalıcı olmasıyla bu fark daha da artacak. İhracatçımızın müşteri ile günlük görüşme zamanları daha da kısalacak. Örneğin en iyi pazarlarımızdan biri olan İngiltere ile saat farkımız 3′e çıkacak. Böylece öğleden önceki mesaiyi tamamen kaybedeceğiz.” (Hürriyet)

Ekonomi | |

Borcunu geciktirene ihbar ücreti

Banka borcunuzu geciktirdiğinizi hatırlattığı her ihbar için sizden yaklaşık her ay 50 TL ihbar ücreti kesiyor.

Bankadan aldığınız kredi sonrası ödemelerinizi aksattınız ise banka size ödemenizi hatırlatıyor fakat her bir hatırlatma için sizden aylık 50 TL ücret kesiyor. Kredi ödemelerini geciktiren tüketiciler Şikayet Portalı Şikayetvar’a gönderdikleri şikayetlerle bankaların kendilerinden talep ettikleri ihbar ücretini şikayet ettiler. Bu ücrete göre; bankalar ödemesini geciktiren tüketiciye telefon ya da bildirim mektubu ile ulaşıyor ve borcunu hatırlatıyor. Buraya kadar sorun yok asıl sorun bankanın yaptığı bu hatırlatmanın bir bedeli olması. Ayrıca kredi kartı borcunu müşterilerine bildiren bankalar bu hizmetten de 3 TL alıyor. Buna göre aynı bankadan kredi ve kredi kartı alan tüketici borcunu ödemeyi geciktirirse bankaya toplamda 53 TL gibi bir ücret ödemek zorunda.

HER İHBAR İÇİN 50 TL
“Banka tüketici kredisi gecikmesinden dolayı 200 TL masraf çıkarmış. Bana sadece telefonla’krediniz gecikmeye düştü ne zaman ödersiniz’ diye telefon açtılar ben de örneğin iki hafta içinde öderim dedim ve zamanından bile önce ödedim. Her bir ihbar için 50 TL ücret almışlar, faizi yok. ‘Dosyayı kapatırken de ödeyebilirsiniz’ diyorlar. Oysaki mail ve sms’le bilgi verilmedi ya da böyle bir masraf var deseler hemen ödeme yapabilirdim.”

TAKSİTİ GECİKTİRENE EK ÜCRET
“Bankadan tüketici kredisi almıştım. Çalıştığım yerden maaşımı alamamam nedeniyle 2 taksitim gecikti. 372 lira olan taksite 2 ay için 2 kere 30 ar liradan ihbar tazminatı işletmişler. Ayrıca 20 lirada temerrüt faizi var.372 lira 2 ayda 455 liraya çıkmış. Temerrüt faizine itirazım yok ama ihbar tazminatları oldukça yüklü geldi. Bankayla kredi sözleşmesi imzalarken bana bundan bahsetmemişlerdi. tabi bildiğiniz gibi 30 tane imza attırdılar. Acaba tarafıma işletilen ihbar tazminatları yasal mıdır?”

SMS İLE BORÇ BİLDİRİM ÜCRETLİ
“Bankadan çektiğim tüketici kredisi ödemelerini iki defa geciktirdiğim için bana Bilgilendirme mektubu ile ihbar masrafları adıyla 50.00TL, Aralık + 50.00 TL Ocak, = 100.00 TL masraf çıkarmışlar (taksit;519.71TL, ödediğim 525.00TL). İki taksiti de 15′er gün gecikmeli ödedim. Bankaya mail attım. Size smsle ve e-maille bildirim yaptık, taksitler gecikince bildirim, ihtar ve ihbar ücreti toplamı, sözleşmede var ödeyeceksiniz diye cevap geldi. Halbuki yemin ederim ne sms ne de mail geldi. Siz de biliyorsunuz ki banka sözleşmeleri genelde 12 sayfadan oluşuyor ve bunu tüketicinin okuyup anlaması için zaman bile tanımayıp sayfaları bir bir çevirip imzalatıyorlar. Zaten gecikme faiziyle taksitlerimi ödemişken, 50 TL’yi ödemek zorunda mıyım?” (Gazeteport)

Ekonomi | |